25 Nisan 2011

paskalya, camsız gözlük, sendromsuz pazartesi, pişi

Bir haftasonunu daha devirdik ve haftaya uzun zamandır olmadığı kadar keyifli başladım.
Geçen hafta ajandama aynen şöyle yazmışım: "Bugün fark ettim ki, çok uzun zamandır hiçbir şey yapmıyorum. Sürekli koşturmama, sürekli meşgul olmama rağmen, aslında tek bir adım bile ilerlemiyorum. Evet haftanın beş günü çok çalışıyorum, stajyer avukat sıfatımdaki ilk kelimenin atılmasına üç aydan bile kısa bir zaman dilimi kaldı, ama ekstra hiçbir şey yapmıyorum. Hayallerim, hedeflerim, planlarım ve listelerim yok bir süredir. Sürekli planlar yapıp, listeler oluşturan ben'i çok özledim."

Bu yüzden kendime hemen yeni bir TeuxDeux hesabı açtım (liste yapmayı sevenlerdenseniz bu siteyle tanışmalısınız) ve yeni bir ilham defteri oluşturmaya başladım, keyfim yerine geliverdi.


Haftasonunda havadislere gelirsek...Asmalımescit'e uzun zamandır gitmiyordum. Kalabalığı, sokağın ortasında sıkış tepiş bir masa bulmanın bile insana kendini şanslı hissettirmesi beni sıkmaya ve boğmaya başlamıştı. Cumartesi günü Aşk ile Dada'da kahvaltımızı edip, EuroFlora, Koleksiyon Mobilya ve İstinye Park alışverişi halindeyken, "Akşam Oldies But Goldies'e mi gitsek?!" sorusu bizi uzun zamandan sonra Asmalımescit'e düşürdü. Görünen o ki Şişhane, Asmalımescit'in pabucunu dama attıramadı, Asmalımescit hala kaynıyor ve sürekli değil de, arada sırada gidince de o kalabalık ve curcuna daha çekilir oluyor.

Narpera'da birer shot attıktan sonra Babylon'a geçtik. Babylon'un Oldies But Goldies'leri hala güzel, hala eğlenceli. Hatta sanırım bu partiler turistik İstanbul gezilerinin de bir parçası haline gelmiş ki içerisi turist doluydu. Ama giderseniz geç gitmeyin, saat 2:00 gibi ortam dağılıyor, müziklerin tadı kaçıyor. Herkes partiden kalma camsız gözlükleriyle sokaklara dökülüyor, bilmeyenler soruyor: "Neden herkeste camsız gözlük var?!" :)

Pazar günü de artık geleneksel olan film keyfimizi yapıyor ve Eyvah Eyvah 2 izliyorduk ki, bir sahnede Demet Akbağ'ın yediği pişi -ki olsun olsun 2 saniye görünsün o pişi- bizi bizden aldı. Filmi durdurup fırından ekmek hamuru, marketten yağ ve peynir alıp, zamanında büyüklerimizden izlediklerimizi hatırlamaya çalışıp pişi yaptık, filmin kalanını öyle izledik.



En eli mutfağa yatkın olmayanın bile kolayca pişirebileceği pişi için bütün ihtiyacınız olan fırından alınmış ekmek hamuru, kızartmalık yağ ve yanında peynir, reçel, bal ne seviyorsanız o. Ekmek hamurunu minik minik -içi çiğ kalmayacak kadar minik- parçalar haline getiriyor, kızmış yağa atıyor, hafif pembeleşince hemen alıveriyorsunuz. Sabah kahvaltısı, akşam çay saati için müthiş bir lezzet.


Paskalya kiminiz önemli bir bayram, kiminize hiçbir anlam ifade etmiyor biliyorum. Ben masamda şirin tavşan çikolatalar bulduğum için mutluyum ve renkli yumurtalara da bayılıyorum. Mutlu Paskalyalar! Güzel bir hafta olsun ;)

2 yorum:

ABSOLUT - eklektik dedi ki...

ben pişi bilmem ama bu hamurdan arada yaparım:=) fırından hamur alma fıkrıne bayıldım, birde şimdi canım çekti, çok güzel görünüyorlar.

zillosh dedi ki...

adı ne olursa olsun şimdi bu yorumu görünce bile tekrardan canım çekecek kadar lezzetli bir şey! :))

oh, siz hamuru da kendisi yapan hamaratlardansınız galiba! utandım kolaycılığımdan! :)

Pinterest'im

Instagram'ım