18 Ağustos 2012

I can fly but I want his wings. I can shine even in the darkness, but I crave the light that he brings

Günlerden cuma...

Oldukça ciddi bir toplantıdan çıkmışsın, binadan çıkar çıkmaz taksiye binmek var aklında. Binadan dışarı adımını atar atmaz hafif esen rüzgar saçına değiyor. Dün gece göğsüne yattığın adamın kokusu saçına sinmiş, attığın adımla birlikte onu kokluyorsun. Taksiden vazgeçiyorsun, yürüyorsun, yürüdükçe onu kokluyorsun, gülümsüyorsun, sonra kendi kendine şaşırıyorsun.  "Sahi nasıl oldu bu? Yeniden? Bu kadar aniden?"



  

Muzicons.com 


Yıllar yıllar önce... 
Aklımın bir karış havada, kalbimin pır pır olduğu günlerde, bir gece Eskişehir'de bir adamla tanıştım. İstanbul'a döndükten sonra da onunla ara sıra konuşup mesajlaşır olduk. Bir akşam yine teknolojik iletişim içindeyken, gece yarısına doğru karşımıza iki seçenek çıktı. Ya birlikte bir yerlere gidip bu sohbeti canlı canlı yapacaktık, ya da çalışan insanlar olmanın sorumluluk bilinciyle yarım saat daha laflayıp yataklarımıza yatıp uyuyacaktık.

Tabii ki ilkini seçtik.
Eskişehir'de tanışmış olsak da, her şeyin başlangıcı onun beni evden almaya gelmesi ve benim de bir elimde bir beyaz şarap şişesi, diğer elimde ev yapımı tiramisu ile onun arabasına binmemdir.  İşte Mr. Prozac hayatıma böyle girdi.

Evde plak dinlemek, tekne ile açılmak, sahilde kahvaltı etmek, misafir ağılamak gibi sakin etkinliklerle de çok mutlu olabildiğimi ben o ilişkide öğrendim.

O günlerde aynen şöyle yazmışım: "Bazen mutluluk bütün komplike tarafını yitiriyor, 'o varsa mutlu ve tam oluyorsun' şeklinde basitleşiyor. Daha doğrusu "muş". Ben de yeni keşfediyorum bunu." 

Bizimki, etrafımızdaki insanların ilişkilerine benzemiyordu pek. Gerçek gibi değildi. Birlikte olduğumuz sürece ne yaparsak yapalım sürekli mutluyduk, sürekli eğleniyorduk. 

Sadece şöyle bir sorun vardı. Ben o dönem yeni mezun olmuştum, bir reklam ajansında çalışıyordum, sorumluluğum çok az, boş zamanım inanılmaz fazlaydı. Mr. Prozac ise, bir şirket kurmuş ve bir iş oturtmaya çalışıyordu. Benim tam aksime sorumluluğu çok fazla, boş zamanı çok azdı. Ben sürekli gezip tozmak isterken yerimde duramazken, onun bana ayırabildiği zamanlar gittikçe azalıyordu. Flörtlerimiz ve spontane aktivitelerimiz yok oluşa doğru gidiyordu.

"Ben bana sabahları sempatik bir günaydın mesajı çekmeyen sevgili istemiyorum, ben beni görmeden 3-5 gün durabilen bir sevgili de istemiyorum, ben benim en ihtiyacım olan anlarda yanımda olmayan bir sevgili de istemiyorum. Ben ilgi istiyorum, flört istiyorum, eğlenmek istiyorum. O kadar!" diye isyan etmiştim.




Yıl 2010... Kavgasız, olaysız, bu koşullar altında birbirimizi mutlu edemeyiz, ama bir şekilde görüşmeye devam etmek isteriz diyerek yollarımızı ayırmıştık.

Sonra hayatlarımız enteresan noktalarda kesişti, ara sıra birbirimizden havadisleri aldık, 'görüşelim'ler klasiktir ya hep havada kaldı.

Yıl 2012... Mr. Prozac ile yıllar sonra Nişantaşı'nda buluştuk, Limonata'nın terasına oturduk, koca iki yılı anlattık birbirimize. 

İki yıla neler neler sığabilirmiş?! 

Kadehler tokuştu, sigaralar içildi, ben evli gibi olduğum ilişkiyi ve sonrasını anlatırken, o üç tane fırtınalı ilişkisinden bahsetti.Ardından geçmişten, bizden bahsettik, komik anılarımızı andık, birimizin unutup birimizin hatırladığı kısımları tazeledik, güldük. İşlerimizden bahsettik, aradan geçen zamanda o işlerini düzene koymuş, bir de ölümden dönmüş olduğundan, eskisi kadar çok çalışmayan bir adama dönüşmüş; ben ise çok daha disiplinli ve sorumluluk sahibi olmuştum. Bir orta noktada buluşmuştuk.

Ben onun karşısındakini içine alan konuşma şeklini, özgüvenini özlediğimi fark ederken, o da benim başka erkeklerden bahsetmemi kıskandığını fark etti.

İkimizin de hayatına başkaları girmişti, hiç rol yapmamıştık, onları sevmiştik, kimisini daha az, kimisini daha çok... Kimisiyle uzun aylar paylaşmıştık, kimisiyle daha kısa süreler... Ama bu ikimizin de kabul ettiği bir şey vardı ki, birbirimizi hep gülümseyerek anmıştık.

Aklımıza gelen, "Bizim tek problemiz birimizin çok yoğun diğerimizin çok boş vakitli olmasıdı ve artık öyle bir problem yok ortada. Şimdi denesek nasıl olur ki?" sorusunu "Her şeyi bok etmek ve bu muhabbeti kaybetmek de var işin ucunda" diyerek ustalıkla savuşturduk.

Sadece bir süreliğine...

Biliyorum ilişkilerin bir matematiği olmaz. Eskiden tek problemimiz olan konuda orta noktada buluşmuş olmamız, bundan sonra başka sorunların çıkmayacağı, kalan her konuda birbirimizi inanılmaz mutlu edeceğimiz anlamına gelmez.

Yine de...

"Buraya bu niyetle gelmedim; ama karşında otururken emin oldum ben seni gerçekten çok istiyorum. Kararı sen ver." diyen adam, seni hiçbir adamın tanımadığı kadar iyi tanıyorsa... Baskıdan kısıtlanmadan, yersiz aşırı kıskançlıklardan hoşlanmadığını fakat yeri gelince de "Gel buraya. Ne yaptığını sanıyorun? Sen benimsin" demesi, sana sahip çıkması gerektiğini biliyorsa... Harika kokuyor ve harika gülümsüyorsa.... Sana sarıldığı anda kalbin çarpıyorsa...

Şimdiye kadar "Bir kere denendiyse ve olmadıysa, bir kere daha denenmez." veya daha kıro ve sokaksal deyişle "Ex'ten next olmaz" görüşünün en ateşli savunucularından olsam da...

Matrix-vari bir anlatışla önümde duran hapı aldım ve ağzıma attım. Mr. Prozac geri döndü!!

Ertesi gün, gizli bir ilişki yaşadığımız dönemde Mr. Prozac'in kim olduğunu bilen az sayıda insandan biri olan çok yakın bir arkadaşımın evine gittik birlikte misafirliğe. Arkadaşım hem şok hem de mutlu oldu.


Orada bana sarılmış, benim fakülteden arkadaşlarımla tatlı tatlı sohbet ederken... Bir sonraki gün, havuz başında şaraplarımızı içip saatlerce sohbet ederken...Oldukça seksi bir halde, evinde bana leziz bir kokteyl hazırlarken... Sabah yangın tatbikatı başlamadan ve asansörler durmadan evden çıkabilme aksiyonu yaşarken...Telefonum çaldığında onun adını gördüğümde kendimi şapşal şapşal gülümser bulunca...Gece Çeşme'ye oldukça uzun bir yola arabayla gidecek olmasına ve valizini hazırlamak gibi bir sürü işi olmasına ve farklı kıtalarda yaşamamıza rağmen yola çıkmadan önce beni görmeden ve öpmeden gitmemek için kalkıp bana geldiğinde... İkimiz de aynı anda "Ne saçma iki yıldır görüşmüyoruz; ama şimdi topu topu bir hafta başka yerlerde tatilde olacağız ve birbirimizi çok özleyeceğiz"dediğimizde...Uzun zamandır hissettiklerimden bambaşka şeyler hissettiğimi fark ettiğimde...

Onun benim için  hala Mr. Prozac olduğunu ve ne kadar doğru bir karar verdiğimi düşündüm.

Gerçekten antidepresan etkisi yapıyor bu adam bünyemde, inkar edilemez bir şey bu.

"Eski sevgiliyle yeniden denemek saçmalık" ve "İkiniz de yakın zamanlarda başka ilişkilerden çıktınız zamana ihtiyacınız var"lar sizin olsun. Mr. Prozac ve 9 günlük tatil hayatıma o kadar hoş geldi ki anlatamam.

Hepinize iyi bayramlar! :))

Dip Not: Başlık da, yukarıdaki şarkı da: Gabriel - Lamb
Dip Not2: Birinci fotoğraf Pinterest'ten, ikincisi Yvette Inufio'ya ait...

3 yorum:

ilkbahar dedi ki...

ex den next olmazı yıkmanı büyük bi zevkle okudum ve devamınında daha güzel olacağını umud ediyorum. İnsan korkmuyorda değil heee okurken ben bile korktum ya bi problem olursa die ama varsın olsun beee bu problemsiz kaymak gibi dediğim adamlar bile ne saçma sapan problemler çıakrdı aklıma, benimde 8 senedir görüşmediğim adamceğizle bu hafta görüşeceğimi varsayarsak:) Bayram bize bayram olurs inşallah bu seneee:D haydin gazamız mübarek olsun:D

ziLLosh dedi ki...

Sevgili İlkbahar,

çok merak ediyorum, ne oldu 8 sene sonra? İnan, o korku hala içimde, ama ne güzel demişssin, "problemsiz kaymak gibi dediğimiz adamlar bile ne saçma sapan problemler çıkardı" diye. tadını çıkarmak lazım :)

Adsız dedi ki...

My relatives every time say that I am killing
my time here at net, but I know I am getting experience all the time
by reading such nice posts.

my web blog - cellulite treatment

Pinterest'im

Instagram'ım