18 Nisan 2013

Adanalıyız, rakımızı şalgamla içer, kahvaltıda ciğer yer, ete doymayız!

Adanalı bir arkadaşınız varsa bilirsiniz, İstanbul'da nereye et yemeye götürseniz yaranamazsınız ona. Sürekli bir Adana sohbeti döner. Üstelik de sadece kebap ile sınırlı da değildir bu sohbet. Geçtiğimiz ay bir doğum günü partisinde iki Adanalı yan yana düştük, sanıyorum yemek muhabbetimiz iki saat kadar sürdü. "Gitmiş kadar olduk, yeter!" isyanlarına rağmen bitiremedik.

Bu muhabbete tanıklık eden herkese Adana yemek sohbetleri hep çok abartılı gelir. "Kebabı anladım da, bir muzlu süt ne kadar iyi olabilir ki? Muz ve süt işte!" denir. Kaşarlı biftek özlememiz, İstanbul'da hangi kebapçıya gidersek gidelim burun kıvırmamız anlaşılamaz. Taaaa ki Adana'ya gidene kadar!

Cumartesi öğleden sonra, dört kişilik ekibimizle (bir Adanalı ben, üç misafir) Adana yolu tuttuk. Hiç bir şeyi abartmadığımızı anladılar, "sözün bittiği nokta"larda sessiz sessiz tabaklarına baktılar. Bu vesileyle hazır daha tahammül edilmez sıcaklar başlamadan, bir Adana turu yapmak isteyenler için sıcağı sıcağına özet bir lezzet rehberi huzurlarınızda:




Cumartesi günü, annemden gelen tembihlerle bütün gün boyunca kahvaltı dışında bir şey yemedik, bir saatlik uçak yolculuğumuzla minicik, şehir merkezindeki havaalanına iniş yaptık. Adana şenlikleri dolayısıyla, taze portakal suyu ikramı ile karşılandıktan sonra, ilk istikametimiz tabii ki kebap oldu.

Eski Adana diye adlandırabileceğimiz kısımda yer alan Mesut, benim kebabını en beğendiğim adreslerdendir. İçeriye girince, kahvehane bozması sandalyeleri, masaları, oldukça rastgele ve eski dekorasyonu ile burun burun gelince "Nereye getirdiler beni?!" diye isyan etmeniz ve hayal kırıklığı yaşamanız olası.



Ama bunun kısa süreli bir tereddüt olacağının garantisini verebilirim. Öncelikle gözünüz duvarlarda asılı, burada yemek yiyen ünlüler fotoğraflarına takılacak. Hiç aklınızın ucuna gelmeyecek isimlerin bile burada yemek yemiş olması "Bir bildikleri vardır." diye rahatlatacak sizi. Sonra yeşillikler, ezme salata ve sadece o mahalleye özgü bir peynir gelecek önünüze.



Ardından rakı kadehlerinizin biri rakı ile ikincisi şalgamla dolacak. O an seveceksiniz orayı. Kebabını yedikten sonra, sevmenin bir adım ötesine de geçeceksiniz.

İstanbul'dan gelenlerin acılı, acısız, domatesli gibi kebap siparişi vermeye kalkması bir klasiktir; ama burada tek kebap vardır. Karar vermeniz gereken tek şey porsiyonudur. Yok acılısı Urfa, acısızı Adana filan İstanbul'da uydurulmuş kavramlardır. Adana'da tek kebap vardır, baharatı veya acısı bolsa eti kötü kokusu bastırılmaya çalışılıyor anlamına gelir. İstanbul'da kebap diye verilen şeylerden en büyük farkı da etinin makinede değil elde kıyılıyor olmasıdır. Ve Mesut, Adana'nın en iyilerindendir.




Bizim masada "Bu kebapsa, bizim şimdiye kadar yediklerimiz neydi?" mertebesine ulaşıldıktan sonra, masadaki her şey silinip süpürülünceye kadar uzun bir sessizlik oldu. Misafirlerimizi şırdan ile tanıştırmaya karar verdiğimiz ana kadar. Şırdan, kalın bağırsaktan yapılan, içi dolma gibi doldurulan bir Adana yemeği. Gece içkiden sonra şırdan yemeğe gitmek gibi bir adet vardır. Şırdanın şekli şemali de göreni o kadar şaşırtır ki, şenlikli esprilere konu olur.




Bizim masanın da kebaba gömülme sessizliği, masaya şırdanın gelmesiyle neşeli kahkahalara ve bel altı esprilere dönüştü. Üstüne de halka tatlı olarak da bilinen kerhane tatlıları mideye indikten sonra, ikinci istikametimizin yolunu tuttuk.

Bosnalı Otel'in terasına çıktık. İlk defa gittiğim bu konaktan bozma (veya öyleymiş gibi duran) oteli çok beğendim. Eski Adana'da Taş Köprü manzaralı konaklamak isterseniz aklınızın bir kenarında bulunsun.



Dilek fenerlerini daha yakından izlemek için boylu boyunca Zübeyde Hanım parkını geçtik, Türkiye'nin en büyük camii olduğu söylenen Merkez Camii'yi izledik ve Taş Köprü boyunca yürüdük.



İyi bir şey yapılmaya çalışılırken, dilek fenerlerinin yeterli sayıda olmaması ve düzgün dağıtılmaması sebebiyle oluşan karmaşa ve curcunayı izledikten sonra, oradaki asıl cazip şeyin dilek fenerleri değil, erikçi olduğuna karar verip, eriklerimizi yiye yiye Adana'nın daha modern bir kısmına doğru yol aldık.



Ziyapaşa'daki Munch'a oturduk. Güzel müzikleri, Leffe ve Guiness dahil geniş bira yelpazesi ile bizi tavladı. Hadi benim ilkokul arkadaşımın yeri diye çok objektif olamıyorum diyeceğim, misafirler de oldukça beğendi mekanı.



İkinci günümüze balkonda güneşin tadını çıkarıp kahve keyfi yaparak başladıktan sonra, Adana usulü kahvaltı için Birbiçer'in yolunu tuttuk. Birbiçer de yine eski Adana'da yer alan, ciğeri ile meşhur bir adres. Adana'da kahvaltıda bol soğanlı, ezmeli ciğer dürüm yemek de oldukça olağan olduğundan, kahvaltımızı bu şekilde yapmış olduk.



Adana'ya gelmişken uğramazsam olmaz adreslerden olan kuaförümün yolunu tutmak için, misafirlerimi annemin önderliğinde sokağa salıp, kendimi Doğan Abi'nin ellerine teslim ettim. Çok iddialıyım ama kendisinin bu ülke sınırları içinde en iyi röfle yapan beş kişiden biri olduğundan eminim. Röflelerim tazelendikten sonra, bizimkileri Tobacco Shop'ta yakaladım. Burası da Adana'nın en popüler  "bir içki içelim" adresi. Haftanın her günü ve her saati dolu. Mojitosu da oldukça lezzetli.




Birkaç bira, birkaç mojito ile güneşi batırdıktan sonra, şehrin bambaşka bir ucunun yolunu tuttuk.



James Bond'un çekildiği upuzum köprüyü geçerek, göl kıyısında Üst Kayıkhane isimli bir mekana konuşlandık. Demlikten çaylarımızı mideye indirirken, yine Adana'nın gözlemeye benzeyen meşhur hamurişi sıkmaları mideye indirdik. Mr. Feelgood, Adana'ya dair en az sevdiği şeyin gözleme olduğunu beyan etmiş olsa da, bence siz yine de tatmadan geçmeyin.




Pazartesi günü artık ekibin bir kısmı iş başı yapmak için geri döndükten sonra, Mr. Feelgood ve ben başbaşa anneannemin çavdar unundan yaparak yepyeni bir yorum eklediği puf böreklerini mideye indirip, anneannemin gençken İstanbul'da gece nerelere gittiklerini dinleyerek miskin ve uzun bir ev keyfi yaptık.




Midemiz tekrardan yemek istemeye başlayınca, şehir merkezine geri dönerek, Kazım Büfe'nin önüne dikildik. Bir muzlu süt söyledik, ikimiz için sadece bir tane, çünkü burada bir muzlu süt demek bir bardak değil, bir koca blender demek.

Muzlu süt herkes için evde süt ve blender ile şıp diye hazırlanabilecek bir içecek olduğundan, Kazım'ın muzlu sütüne olan arzum herkese saçma geliyor. Tabii ki içene kadar. O buz gibi, lezzetli ötesi ve sağlıklı içecek, "Bütün güzel şeyler ya pahalı ya da zararlıdır" tespitini çürütmek için yaratılmış gibi. Hem sağlıklı, hem de koca bir blender 4TL.

Muzlu sütün üzerine, şehir merkezinde biraz yürüdükten sonra, kaşarlı biftek için Volkan'ın yolunu tuttuk.



Akşam, Adana seyahatimizin kapanışı için son bir defa daha kebap sofrasına kurulduk.



Bu sefer, oldukça eski bir kebapçının şehir merkezine açtığı yeni şubesini hayırladık: Dostlar Kebap. Pastırmalı humus, çiğ köfte, fındık lahmacum ile pide ve ezme lezizdi.



Gecenin sonunda ikram olarak masamıza dizilen tatlılar ise aklımızı başımızdan aldı. Özellikle içi dondurma dolu helva offf! Adana'ya ayak basıp da bunu yemeden dönmeyin, o kadar!



Aylarca rejim yapmaya karar vererek, İstanbul'a döndük. Adresler ve lezzetler bitti mi derseniz, analı kızlı ve sarımsak soslu kuru patlıcan dolması gibi ev yemekleri, tava, otoparkta Kling Usta kebabı, dansözlü fasıl geceleri, bici bici, yağ mantısı gibi bu kadarcık güne sığmayan çok şey kaldı. Bir dahaki sefere artık!

Adana yollarını tutarsanız, bu listeyi yanınıza alın, saydıklarımı tatmadan gelmeyin.
Öperimmm. 

4 yorum:

signoria dedi ki...

Gurbet ellerde yaşayan bir Adanalı olarak gece gece bunu okumam hiç hoş olmadı. Hatta göz yaşlarıma engel olamayacak gibi hissediyorum şu an :(

cingifilli dedi ki...

Bir Adanalı olarak bayıla bayıla okudum yazını.Super olmuş.

ziLLosh dedi ki...

signoria, ufff o hissi çok iyi biliyorum, LA'de gece uyumadan önce annem, babam, arkadaşlarım değil de, kısır, zeytinyağlı sarma, börek hayal edip ağlıyorduk resmen! Ama Adanalı, Adana dışında, dibindeki şehirde de olsa hep gurbettedir yemek bakımından. O yüzden aynı durumdayız. Yedim, bitti, özledim. =)

cingifilli, bir Adanalıdan onay almak şahane! Öpüyorummmm Adana kokulu =))

DidiTam dedi ki...

Kuaförünüz Abdullah Yağmur mu?

Pinterest'im

Instagram'ım