27 Şubat 2014

Renk Atölyesi: Peki ya sizin renk karakteriniz hangi mevsim?

Üniversite öğrenciliğim süresince ve mezuniyetimden sonraki ilk yıllarda pek çok farklı sektörde çalıştım. Okuduğum mesleği yapmamak konusunda da uzun bir süre inat ettim.

Bugün ise "Siz ne iş yapıyorsunuz?" sorusuna tereddütsüz olarak tek bir cevabım var: "Avukatım."

Önümüzdeki uzun yıllarda da yapmayı umduğum ve planladığım iş bu. Ama bir gün piyango bana vurursa veya seyahat ederek harcayamayacağım kadar çok para kazanmaya başlarsam -yani riske atabileceğim bir para- ek iş olarak yapmak istediğim pek çok şey var.

Sadece kuaförlerde, güzellik salonlarında, takside, "Ne işle meşgulsünüz?" sorusuna cevaben yalan söylemeye başladım. Çünkü saçıma fön çeken, bana manikür yapan kişi, gayet magazinsel veya dedikodusal havadisler veriyorken ve ben tamamen kadınsal bir havaya girmişken, mesleğim sorulduğunda ve ben avukat olduğumu söylediğimde, bir anda işin rengi değişiyor. Ya "Offf... Nasıl okudunuz o koca koca kitapları?!" sorusu geliyor ve o akıcı, kafa boşaltıcı muhabbet noktalanıyor, ya da bir anda kendimi bedava danışmanlık vermek zorunda bir durumda, o kişinin hukuki problemini dinlerken buluyorum.

Bir gün olsun meslek olarak "bloggerım" demedim, çünkü bu blogu en başından beri tamamen keyfim için yazdım. Bedava bir şeyler almak, bir yerlere davet edilmek veya birilerinin bana iş teklif etmesi değildi amacım. Çok şükür, bedavalara ihtiyaç duymayacak kadar paraya hayatım boyunca hep sahip oldum. Gelgelelim, ne yalan söyleyeyim, daha sonra hediye ve davetlere karşı önyargım kırıldı ve hatta bunlara bayılmaya başladım. Çünkü bunlar hem yeni bir şeyler keşfetmeyi kolaylaştırıyordu hem de kullandıktan veya gittikten sonra yazıp yazmamak tamamen benim özgür irademdeydi, sevdiklerimi yazabilir, sevmediklerim hiç yokmuş gibi davranabilirdim.


Bu hafta, pek çok blogger ile birlikte Tavsiye Evi'nde, Vitringez'in ev sahipliğinde yapılan Oya Komar ile Renk Atölyesi etkinliğine katıldım. Bir taşla üç kuş gibi oldu benim açımdan, bir kadın girişimci ile tanıştım, renkler hakkında pek çok şey öğrendim ve Tavsiye Kanalı'nı keşfetmiş oldum.





Tavsiye Kanalı, ağızdan ağıza kampanyalara katılmak isteyen üyelerine "tavsiye melekleri" adı veren ve onları çeşitli kampanya ve etkinliklerde buluşturan bir ağ. Benzerlerinden farklı olarak, bir de Bağdat Caddesi'ndeki "Tavsiye Evi"nde etkinlikler yapıp üyelerini ağırlıyorlar ve evin tamamı sponsorları tarafından döşenmiş. Gittiğiniz zaman, oturunca otomatikman ısınan bir klozet deneyimleyebiliyor, buz dolabındaki sponsor marka ürünlerini tadabiliyor, çocuğunuz varsa yine bir sponsor tarafından döşenmiş oyun odasına bırakabiliyorsunuz, ki ben bu fikre bayıldım.



Vitringez ise enerjisi inanılmaz yüksek olan Natali Yeşilbahar ve işin daha çok altyapı kısmı ile ilgilenen ortağı tarafından kurulan, "kıyafetin google'ı" olarak tanımladıkları bir web sitesi.

Alışverişlerinin çoğunu online olarak yapan Natali Yeşilbahar, bir gün spor ayakkabısının yırtılması ve internetin başına oturup yeni bir spor ayakkabı seçmesinin zaman alması yüzünden bir kaç gün spora gidememesi sebebiyle  "keşke bir sihirli kutucuk olsa yazsam ve bütün seçenekler önüme gelse." demiş. Vitringez, onun bu dileğinin hayata geçirilmiş hali. Satış yapan bir site değil, siz aradığınız ürünün anahtar kelimelerini yazıyorsunuz ve bu site size bu şartları sağlayan ürünleri çekip getiriyor, satın almak istediğinizde de sizi satış yapan siteye yönlendiriyor.


Vitringez'in ayarladığı ve Tavsiye Evi'nde gerçekleşen etkinlik ise, "Renk Atölyesi"ydi.

"İyi giyinme" konusuna taktığım bir dönem, renk seçimi hakkında bazı kitaplar okumuştum ve o güne kadar hiç bilmediğim harika şeyler öğrenmiştim. Hala ilgimi çeken bir konu olduğundan, bu atölyeye ben gerçekten bayıldım.

Oya Komar, Londra'da aldığı eğitimden beri, yaklaşık yedi senedir renkler üzerinde çalışıyormuş.

Aldığımız pek çok kıyafet ve makyaj malzemesini hiç kullanmamamızın sebebinin yanlış renk seçimi olduğunu savunduğundan aynı zamanda tüketim çılgınlığını durdurmayı hedefliyor. Aynı zamanda saç ve kıyafet rengini doğru seçtiğimizde çok daha iyi görüneceğimizden, bu konuda bireysel danışmanlık veriyor.

Dört ana renk grubu kartelası var ve farklı tonlardaki kumaşların cilde yansımaları ile cilt rengini değiştirmeyen tonları tespit ederek bu kartelalardan hangisine ait olduğunuzu belirliyor. Mesela ben sonbahar kartelasına ait çıktım; kartelalara, kendisinin pinterest'inden ulaşabilirsiniz.

Bu atölyede öğrendiğim birkaç bilgiyi de sizinle paylaşmadan geçmeyeceğim tabii ki:

- Koyu renk kıyafetler, yüzdeki kemikleri, gölge ile belirginleştirdiğinden, yüzdeki makyaj ihtiyacını azaltırmış. Bu yüzden, kışlık gecelik ve pijamalarınızı koyu renklerde seçmenizde, yorgun olduğunuz günlerde açık renk kıyafetlerden kaçınmazda fayda var.

- Cildinize uygun renkte giyinmeniz, sizi bütünlemesi için önemliymiş. Örneğin sizin çok önünüze geçen bir renk tonunda giyinirseniz, ilk defa tanıştığınız insanlar sizin yüzünüzü değil, kıyafetinizi hatırlarmış. Düşünün bir, kendisine dair hiçbir şey hatırlamadığınız kaç kişiyi "Kırmızı elbiseli kadın, yeşil kravatlı adam" diye tasvirlediniz?

- Açık ve koyu rengin bir arada giyilmesi, sizi daha otoriter gösterdiğinden, otorite kurmak istediğiniz zamanlarda böyle, iletişim kurmak ve ulaşılabilir olmak istediğiniz zamanlarda daha yakın tonlarda giyinmeniz faydalı olurmuş. Küçük çocukların kontrast renklerde giyinenlerden uzak durması buna harika bir örnekmiş, gözlemleyebilirsiniz.

- Bir yanağınıza pembe, bir yanağınıza turuncu allık sürmeyi deneyin ve aynanın karşısına geçin. Hangi tarafta yüz hatlarınız daha aşağıda görünüyorsa, o renk sizin için yanlış allık rengiymiş.

Son olarak doğru renkleri tespit etmek için sevgililerimize güvenecekmişiz. Onların "yakışmamış" dediği kıyafetler genelde renk algıları baskın olduğu için, bize giymememiz gereken renkler hakkında yol gösterirmiş.

Ben Mr. Feelgood'u, bundan sonraki her giydiğim kıyafet hakkında yorum yapması için görevlendirdim bile. Gerçi benim olay çıkarma potansiyelim yüzünden, "Sen bir şey giyeceksin ve ben sana yakışmamış mı diyeceğim? Test mi ediyorsun beni?" dedi; bu yüzden sevgilinizden "yakışmamış" sözünü duymaya psikolojik olarak hazır olduğunuzdan emin olmadan, bu işe girişmeyin. :)

Renkli kalın!

P.S: Bütün bloggerların kartviziti olması gibi bir alışkanlık varmış, ben eksik kalmışım. Bu eksikliği kapatmam lazım. Bu yüzden S.O.S sevgili Mushaboom8'ciler, sizce bu blogun kartviziti nasıl olmalı? Ne renk olsun, ne yazsın mesela? :)

3 yorum:

pazariseverim dedi ki...

bence renkten zıyade kendını kullan :) senı blog yazmaya başladıgından berı okuyan bırı olarak, benım ıcın sezen dıyınce ılk aklıma gelen goruntu; kocaman gülüşlü, bronz tenlı bıkınısıyle bıra ıcen kadın. . kendı fotograflarından bırı yanı tabı ıstısmara acık vermeden, boyle bı fotonu alt zemıne yerlestırebılırsın :)

Natali Yeşibahar dedi ki...

Etkinliğimizden keyif aldığınıza ve yakışanı bulduğunuza sevindik. :)

E.Sezen Türker dedi ki...

Pazariseverim,

Ahhhh! Yazı nasıl özledim, böyle yaz ile özdeşleşen bir imajım olmasına nasıl bayıldım! Harika bir fikir, çoook teşekkür ederim! XoXo :*

Natali Yeşilbahar,

Ben de çok sevindim, çok teşekkür ederim bu etkinlik için! :)

Pinterest'im

Instagram'ım