14 Mart 2014

Alternatif Paris Rehberi

Her ne kadar 'turistlerin toplandığı her yerden kaçarım' mantığında gezginlerden olursanız olun, Paris'in müzeleri ve tarihi yerleri pas geçilemeyecek kadar davetkar, illa ki kanarsınız, kendinizi köprüden hülyalı hülyalı Notre Dame Katedrali'ni izleyerek "Bunun bizim çocukluğumuzdaki çizgi filmdeki kambur Notre Dame ile bir alakası var mı acaba gerçekten?" diye düşünürken, Eiffel'i arkanıza almış bir selfie çekerken veya Louvre sırasında dikilirken bulursunuz.

Peki ya bunları çoktan yaptıysanız, değişik arayışlar peşindeyseniz? O zaman size lazım olan şey yalnızca birkaç metro bileti ile çok rahat ayakkabılar.


Metroya atlıyorsunuz ve Hotel de Ville durağından çıkıyorsunuz. Güzelim binadan size bakan heykellere bir selam verdikten sonra, yolun karşısına geçiyorsunuz.


Yolun hangi karşısı diye sormaya gerek bile yok, zaten benim bildiğim bütün kadınlar o duraktan çıkar çıkmaz gayrı ihtiyari olarak LE BHV / Marais'e doğru ilerler. Vitrinleri gerçekten bir harika!


LE BHV Marais bir alışveriş merkezi; ama bulunduğu köşenin arka sokağına da çilingirden fırına kendi markasını taşıyan bir mahalle yaratmış, ki zannediyorum Çapa'nın Mahalle ve Cadde konseptlerinin ilhamı da burası.

Adımlarınız vitrinlerin cazibesi karşısında sizi içeri girmeye ikna edecektir, hiç direnmeyin; ama bana sorarsanız kıyafetleri filan pas geçip kırtasiye ve DIY departmanlarına yol alın. Kendinizi sanata adamaya karar verebilirsiniz, ben dekopaj denemesi yapmak üzere buradan kartondan topuklu ayakkabılar ve Paris konseptli washi tape'ler kaptım. Kırtasiye diyince de aklınıza sadece defter kalem gelmesin, kutular, çantalar her şey inanılmaz güzel burada.



Çıkarken arka kapıyı kullanırsanız, De La Verrerie'de olacaksınız. Bu sokakta 67 numarada kilo ile vintage kıyafet satan, güzel dekore edilmiş bir mağaza var: Kilo Shop.



Kilo Shop'ta her şey derli toplu, rahat rahat bakmanız için alan mevcut; ama içeride satılan parçalar çok olağan üstü değil. Ucuza Fransız markaları kapatmak istiyorsanız, hemen yanındaki isimsiz ve her şeyin üst üste alt alta olduğu vintage butikten yana yapın tercihinizi. 20 euro'ya Saint Laurent kazaklar filan vardı yığınların içinde.

Bu sokağı bitirip sağa saptığınızda, dünyadaki en acayip binalardan biri olan, tamamen borulardan yapılmış bir kütüphane olan Centre Pompidou ile karşılaşacaksınız.



Bu binanın arka kısmına geçtiğinizde kendinizi Dali'nin bir tablosunda gibi hissediyorsunuz.



Biraz ilerideki Saint Lazare isimli sokakta yapı market gibi görünen bir yer var, taşımaya üşenmezseniz buradan çok uygun fiyatlara inanılmaz havalı avizeler ve duvar kağıtları alabilirsiniz.


Geldiğiniz istikametin aksi yönde dümdüz devam edin, adım başı karşınıza çıkan harika heybetli kapıları izleyin, evsizlere sigara verin, kaybolun, keşfedin.


Ben haritayı katlayıp çantama atmış keyfime göre gezerken, yolum önce güzel bir heykele, sonra da o heykeli takip eden Rue de Bretagne'ye tesadüfen çıkmış oldu. Kimbilir bu civarlarda daha keşfedilmeyi bekleyen ne sokaklar var.


Rue de Bratagne'yi pas geçmeyin, burada çok güzel şarküteriler, çiçekçiler ve butikler var.


Benim en favorim BiBi oldu. İçeride çok esprili ve tasarım yüzlerce ürün vardı ve hiçbirinin fiyatı uçuk değildi. Kendime yazın güneş kremlerimi de rahatça içine alabilecek büyüklükte esprili bir kozmetik çantası kaptım buradan, kimbilir belki de clutch olarak bile kullanabilirim arada.




Bir de Chez Manon isimli pastane akıllara zarardı. Vitrinine karşı koyamayıp daldım içeri ve yediğim turta lezzizdi.




Buradan büyük bir cadde olan Boulvard Des Filles de Calvarie'ye bağlanabilir ve Paris'e gelmişken atlanmaması gereken bir mağazayı ziyaret edebilirsiniz: Merci.

İç dekorasyonu çok esprili olduğu gibi, seyahat ve kırtasiye bölümü de oldukça eğlenceli. Ayrıca cafesi lokaller tarafından da oldukça rağbet görüyor.






Merci'den çıktıktan sonra, nehre doğru yol alın, bulvar çok Champs Elysees kadar görkemli olmasa da, sağlı sollu nostaljik kartpostallardan, eğlenceli piyanolara kadar her çeşit şey satan mağazalarla dolu.







2014 yılı 365 gün, 53 hafta, 8.760 saat ve 52 pazar günü içeriyor. Henüz çok azı bitti, pek çoğu hala önümüzde. Keşfederek kalın! :)


6 yorum:

Gokkusagi Dosyasi dedi ki...

Ahh nasıl özlemişim, uzun yıllar oldu gitmeyeli, bu yazı ile iyice dank ettim.. Ve işi gücü boşverip Under the Paris Skies ile hayallere daldım. (Sonra da dönüp bu yorumu yazdım!:)
Alacağınız olsun! :)
Sevgiler, Eylül.
http://www.youtube.com/watch?v=wuvcNyGOzYE

Deniz evin İrdem dedi ki...

Sezeen yine harika bir seyahat olmuş, haftasonu Mardin'deydim hep aklıma geldin Sezen'de çok istiyordu gelmeyi diye, öperim çokk çokk :)

sebuş dedi ki...

Nefis süpriz keşiflerle dolu bir gezi olmuş ne güzel😘 içim giderek okudum👍

Travis dedi ki...

kimi mardin, kimi madrid :)

missipisi dedi ki...

harika bir rehber ve yazı bu <3

E.Sezen Türker dedi ki...

Eylülcüm,

Alacağım benim için Paris'te yiyeceğin nefis bir tatlı olsun en kısa zamanda umarım. Büyük bir zevkle dinleyerek bu satıları yazıyorum :)

Denizcim,

Keşfettiğin güzel şeyleri benimle paylaş ne olur! Mayıs sonu geliyorum Mardin'e inşallah!

Sebuşcum,
Çok teşekkür eder, en kocaman öperim.

Travis,
Ben Madrid'i çok sevmemiş, Barcelona'ya aşık olmuştum. Ama Mardin çok uzun zamandır listemde. Çoook az kaldı! :)

Missipisim, yaaaa <3 <3 çok teşekkür ederim, mutlu ettin beni...

Pinterest'im

Instagram'ım