07 Nisan 2014

Adana: bakım, lezzet, çatalburun, double exposure, kapalope, 30 derece

İki insanın yakınlığının birlikte geçirdiği zamanın çokluğu ile değil niteliği ile alakalı olduğunu, hatta zorunlu olarak birlikte geçirilen zamanların insanları uzaklaştırdığını düşünüyorum ben.

Örneğin annem ve babamla farklı evlerde, farklı hayatlar sürüp, bir şeyler yapmak için planlayarak bir araya geldiğimizden beri aslında daha az görüşmemize rağmen, daha çok şey paylaşıyoruz. Babamla üniversitenin son senesi ve işe başladığım sene olmak üzere, iki sene İstanbul'da aynı evde yaşadığımızda, her gün birkaç saatimizi birlikte geçirmemize rağmen paylaşımımız çok azdı. Ben evde sürekli bir futbol hakimiyeti olmasından rahatsız kendimi odama kapatıyordum, o da muhtemelen benim dağınıklığımdan ve eve geç gelmemden rahatsız oluyordu. Ne zaman evlerimizi ayırdık, her pazar sabahı kahvaltı etmek için buluşmayı ritüel hale getirdik, görüştüğümüz zamanlar azalmasına rağmen, başbaşa işe, hayata, politikaya, geçmiş günlere, gelecek planlarına ilişkin paylaşımlarımız arttı ve derinleşti. 

Bugün anne ve babamla, yalnızca beni dünyaya getirip büyüten kişiler oldukları için görüşmüyorum, onlarla gerçekten çok eğleniyorum. Annem ile yaptığımız en son İtalya seyahatine, bir arkadaşımla gitsem onula olduğu kadar çok keyif alamazdım; son iki senedir yaza isabet eden bayram tatillerinde annem, babam ve kardeşimle yaptığım Yunan Adaları ve Karaburun tatilleri inanılmaz güzeldi. "Off aileyle tatil mi çok sıkıcı!"  yerine, mutlulukla "Bu sene de bayramda bizimkilerleyim" demeye bayılıyorum. Aynı evde yaşıyor olsak, muhtemelen bayram tatilinde hepimiz köşe bucak birbirimizden kaçıyor olurduk.

Son gelişmelerle annem ve babamla farklı şehirlerde yaşıyor olmamızın harika bir sonucu da, onları ziyaretlerimin minik tatil kaçamaklarına dönüşmesi. Bu haftasonu annemin yanında Adana'daydım.

Son Adana ziyaretlerim ya duruşma sebebiyle olduğu için yarım günde uçağa ve adliyeye yetişme telaşıyla geçiyordu; ya da misafirlerim olduğu için gurme turu ile sınırlı kalıyordu. Bu sefer, fabrika ayarlarıma döndüm ve geri geldim. 

Cumartesi sabahı uyandım, kahvemi yaptım, kupama koydum, annem cilt bakımına geç kalacağımı hatırlatınca, elimde porselen kupamla kendimi Estemania'ya attım, iki saat süren cilt bakımı ile, geniş gözenekler ve siyah noktalar ile olan savaşımı tamamladım. Yüzümde maske ile bekleme zamanlarımda da lomosal double exposure denemeleri yaparak kendi kendime eğlendim.



Ardından Estemania'nın hemen bitişiğinde açılan Fitiz'e gittim. Herkesin aklındaki "Adana = kebap"; ama aslında Adana'nın kebap dışında da muhteşem lezzetleri var: Analı kızlı, muzlu süt, sarımsak soslu kuru patlıcan dolması, sıkma, Volkan'ın kaşarlı bifteklisi... Hepsi de lezzetli olduğu kadar kalorili. Fitiz, hafif seçenekler arayanlar için lezzetli bir menü oluşturmuş.


Ben tercihimi Kapalope Salatası'ndan yana yaptım. Kabak, patlıcan ve lor peynirli bu salata oldukça lezzetli ve doyurucuydu.


Adana'nın en sevdiğim yanı mahalle gibi bir şehir olması. Her yer birbirine çok yakın, herkes birbirine çok tanıdık. Fitiz'de de mekanın sahibi, mahallenin eczacısı ve pilatesçisi, bir arada sohbetleri ile çok tatlılardı.


Ardından da ayakkabılara göz atmak için, Marquise'e gittim ve kendime bronz tenli olduğumda deniz kıyısındaki günlerimde giymek üzere, altın simli nefis bir babet kaptım. Yolda gördüğüm bisikletli çiçekçiyi de paylaşmadan geçemeyeceğim. Bisikletinin sepetindeki begonvil ağacı ile harika değil de nedir? :)


Karnımı doyurduktan sonra, olmazsa olmazım için Doğan Abi'ye gittim. Kış boyu tembelliğimden ve İstanbul'daki kuaförlere güvensizliğimden ombre modasına uymuş saçlarımı, yeni sezona hazırlamak için oldukça sararttım ve kısalttım. Ben her şeyden olduğu gibi, kendi aynadaki görüntümden de sık sık sıkılıyorum, değişiklik yapmak o yüzden harika geliyor. Dip boya, röfle, manikür, kaş, makyaj derken çıktığımda akşam olmuştu.



Önce şehrimin kalbinin attığı Ziyapaşa'ya yol aldım. Bu cadde son yıllarda, yanyana açılan mekanlar ve sokaktaki sandalyeleri ile çok güzel ve canlı bir yere dönüştü. Bütün kadınların ışıl ışıl olmasıyla -gerçekten de saçı fönsüz tek bir kadın yoktu, kimisi kıroluk çizgisini aşacak kadar abartmış olsa da herkes şıkır şıkırdı- gurur duyarken, hala gösteriş merakının aşılamamasına biraz üzüldüm. Dünyanın her yerinde "pub" konseptinde olan North Shileds'in sokak masalarında, Anjelique'teymişçesine gömleklerini giyip, şişe viski açtırmış, yanlarında buz kovası ile takılan abiler oldukça absürd ve komikti. Tamam viski seviyor olabilirsin, ama öğleden sonra North Shields'te viski şişesi açtırmak nedir?! :)



Oradan da hooop Kebapçı Mesut'a yol aldık. Kebap, ezme, şaşlık, ciğer, kuş başı, şalgam, rakı şeklinde tam Adanalı bir ziyafet çektikten sonra, Adanalı çok sevdiğim bir abimin nöbetinde ayılma kahvelerimizi içip, Tarsus yöresinin köpeği çatal burun ile tanıştım.


Pazar günleri güzel bir antika pazarı kuruluyormuş, ona çok niyetli ve istekliydim; ama yetişemedim. Annemin güzel mutfağında yumurtalı ekmeğin simit versiyonunu, rengi gerçek olamayacak kadar güzel küpe çiçeğine karşı mideme indirdikten sonra,  30 derece sıcak hava ile vedalaşarak İstanbul'a döndüm. 



Adana güzel, samimi, kolay ve lezzetli bir şehir, gitmeyene görmeyene bilmeyene Adana'da bakım ve lezzet turunu şiddetle tavsiye ediyorum. Yalnız soğuk hava ve büyük şehire dönüş her zaman çok zor, uyarayım.


5 yorum:

Merve dedi ki...

Babetler şahane!

Adsız dedi ki...

canım çok tatlısın babetleri ve ismimi görünce ne kadar mutlu oldum anlatamam. öpüyorum seni

Handan dedi ki...

bu hafta sonu portakal çiçeği karnavalı var. geçen günlerde can oba da laflarken tanıştığım adanalı br çift beni davet etti ama zor gibi

mine gokcen dedi ki...

Selam Sezen,


4 yıllık takipçiliğim sonucu daha fazla dayanamayıp Adana yollarına düşüyorum! :) portakal çiçeği karnavalı bahane Doğan abi şahane demiş bileti almışken internette kuaför bilgilerine ulaşamadım. bi numara ya da site rica etsem tek gecelik seyahatimde kuaförü ayarlamış olsam da kalan zamanlarda bolca yesem içsem ne güzel olur :) lütfen bi el at halledeyim rezervasyonu :)

Şimdiden teşekkürler iyi günler :)

E.Sezen Türker dedi ki...

Mervecimm,
Çok teşekkür ederim, ben de pek sevdim! =)

Tubacım,
Asıl ben teşekkür ederim, şahane babetlerim oldu. Öperim!

Handancım,
Bilmez miyim, geçen sene oradaydım. Yürüyüş kısmı keyifli oluyor, onu kaçırma gidersen gerisi hikaye... :) Ah bi de mimozaları da unutmamak lazım. Can Oba'daki Adanalı çifti de takdir ettim, keşifçi hemşolarım benim :)

Minecim,
Ahhh umarım çoook seversin! Herhangi bir şeye ihtiyacın sorun olursa bana ulaş, kendimi blogosferdeki Adana fahri konsolosu gibi hissettim şu anda :)) Bana bir e-mail adresi uçurur musun, sana direk Doğan Abi'nin cep numarasını ileteyim. Benim arkadaşım olduğunu, seni mutlu etmezse bozuşacağımızı da söyle ona :)

Sevgiler

Pinterest'im

Instagram'ım