18 Nisan 2014

Metrobüsten CIP'ye: yarım gün güzellik uzmanı, yarım gün kebapçı!

Hayatımı en çok tezatlarla dolu olduğunda seviyorum.

Havalı bir otelde suyun içindeki yataklara servis edilen kokteylimi yudumlayarak güneşlenmeye, en kaliteli yağları kullanan yerlerde uzun güzel masajlara kendimi teslim etmeye, güzel manzaralı şık restoranlarda şampanya yudumlamaya, bir aylık maaşım değerinde elbiseler içinde salınmaya, güzel bir teknede yol alırken saçlarımın uçuşmasına falan filan bayılıyorum. Lüksü dışlayan, sürekli tasarruf tasarruf kafasında bir insan hiç olmadım, olmak da istemem. 

Diğer yandan salaşlığa da bayılırım. Genellikle en lezzetli yemeklerimi derme çatma restoranlarda yemiş, en yüksek kahkahalarımı konaklayacak yerim olmayıp sahilde geceyi geçirmeye karar verdiğimde atmış, en güzel biralarımı sokakta otururarak içmişimdir. 

Lüksün keyifli, salaşın eğlenceli olduğunu düşünüyorum.

Toplu taşıma araçlarını da aktif olarak kullanırım. Üniversite boyunca "Toplu taşımayla gidebileceğim hiçbir yere taksi ile gitmem." mottoma çok sağdık kaldım. Toplu taşıma kullanmaktan gocunanları da, otobüsteyken telefonda "Taksideyim geliyorum." diye rol yapanları da kesinlikle anlamıyorum. Toplu taşıma kullanmak güzeldir, çevreyi daha az kirletirsiniz, trafik sorununa olumlu katkınız olur, yolda müzik dinler kitap okursunuz...

Şimdilerde sabah uyanamadığım için her sabah ofise taksiyle gitsem de, bundan en kısa zamanda vazgeçmeyi planlıyorum. Hesap yaptım, bir senede taksi yerine hep toplu taşıma kullanabilirsem, bedava Hindistan tatili yapabiliyorum. Evet şimdi seçiminizi yapın, her sabah yirmi dakika fazla uyumak mı, bir hafta bedava Hindistan mı? :)



Bu hafta tezatlıklar konusunda zirveye ulaştığım bir gün yaşadım. Havaalanına metrobüs + metro kombinasyonu ile gidip, uçuşunu business class'ta yapan muhtemelen şehirdeki tek insan ben oldum. On dakika önce metrobüste can çekişirken, on dakika sonra CIP'de kalabalıktan uzakta beni uçağa götürecek özel servisimi bekliyor ve kendimle inanılmaz eğleniyordum.

Business Class'ın on saat ve üstü uçuşlarda hakkını teslim etmem lazım; ama kısa mesafe uçuşlarda business class'a para vermenin oldukça aptalca olduğunu düşünüyorum. THY'nin minnoş tuzluk ve karabiberliği ile minyatür parfüm şişesi kılıklı zeyntinyağı çok şeker; ama yetmez.. Popom ekonomi sınıf koltuklarına sığdığı sürece -ki umarım ömrüm boyunca sığar- ne kadar param olursa olsun böyle saçma bir merak içine gireceğimi sanmıyorum. 

Salı günü şahsi duruşmam için Adana'ya gitmem gerekiyordu ve patronumdan izin istemeyi kusurlu olarak son güne bıraktığımdan, bilet almam da son güne kaldı. Uçmayı planladığım uçaka ekonomi sınıfı yer kalmamıştı!!

Bir süre önce "Harcamalarınıza bakıyorum, çoğu yemek ve uçak bileti. Size bir miles & smiles American Express verelim, çok güzel mil toplarsınız, daha avantajlı olursunuz." diyen bankama kanmış, kredi kartımı değiştirmiştim. Sonradan benden daha fazla aidat almak için komplo teorisine mi kurban gittim düşüncelerine kapılsam da, kullananlar "Bedava uçak bileti palavra, dünya kadar vergi ödüyorsun." diyerek beni pişman etse de, bir süre kullanayım bakayım demiştim. O gün ilk defa "Ne iyi yapmışım" dedim, sadece 33 TL ödeyerek business biletime kavuştum.

CIP'den  yüksek beklentilerim vardı, ama iç hatlardakinde matah hiçbir şey yokmuş. Kötü bir çorba, simit, peynir, zeytin, tatlı olarak da vasat ötesi lezzetsiz kurabiyeler... Alkol yok. 3G hayatımıza girdiğinden beri, free wi-fi da benim için önemsiz bir detay. Sadece filtre kahve ilgimi çekti. Diğer bütün kredi kartı lounge'ları bundan daha güzel bence, en azından güzel tatlıları ve alkolleri var.

CIP'nin bayıldığım tek yanı,  kat kat giyinmiş teyzelerin ve kemerini saatini çıkarmayı unuttuğu için defalarca x-rayden geçen amcaların arkasında güvenlik kontrolünden geçmeyi beklemek yerine özel bir güvenlikten geçmek ve last-call'dan sonra gelip CIP'den doğrudan uçağa götüren otobüs. Sırf bunun için miles ,& smiles kartımı upgrade edip CIP kullanımına başlayabilirim, gerisinde, seyahat etmekten bezmiş iş adamları ve orada bulunduğu için kendisini bir bok sanan komik tiplerin dışında ilgi çekecek bir şey yok aklınız kalmasın. 


Adana'da duruşmadan çıktıktan sonra, eteğim ve topuklularımla annemin eczanesine gittim. Young Blood'un kozmetiklerini satmaya başlamış, dünya kadar da tester vardı, aklımı yedim, büyük bir keyifle birkaç gün önce Beymen'deki makyaj etkinliğinden kaptığım taktiklerle önce kendime, sonra anneme makyaj yaptım. O sırada içeri giren birkaç müşteri yeni mi başladığımı sorduğunda, güzellik uzmanı olarak ikinci bir kariyerin hiç de fena olmayabileceğini düşünüyordum.

Öğleden sonra da dönüş uçuşumdan önce, Kling Usta'ya gittim. 



Malum kebap yemeden Adana'dan dönülmez ve hala bilmeyenler için İstanbul'da kebap diye yedikleriniz aslında kebap sayılmaz. Kling Usta, stadın arkasında otoparkın içinde çok salaş bir kebapçı. Alkol yok, akşamları da kapalı. Ezmesi ve kebabı harika, Adana'ya yolunuz düşerse aklınızda bulunması gereken adreslerden. Aldı beni de ocağın arkasına, birkaç kebap pişirdim. :)



Tezat ve değişikliklerle dolu bir günden sonra kendi hayatıma geri döndüm.
Nasıl iyi geldi!

Ayağımın tozuyla da soluğu Rexx'te aldım, film festivalinden The Grand Budapest ve Nymphomaniac'tan sonraki üçüncü filmimi izledim: Tom Çiftlikte!



Xavier Dolan'a bayılıyorum.  Kadınların erkeklere kaptırdığı harikaların başını çekiyor kendisi: genç, yakışıklı, yetenekli ve malesef gay. Klip tadındaki Les Amours Imaginaires'ten beri ne yapsa izliyorum. Normal kabul edilenin dışındaki cinsel tercihi olan karakterlerin, ruh hallerini ve üzerlerindeki toplumsal baskıyı, cinselliği hiçbir zaman göze sokmadan muhteşem bir biçimde anlatıyor.

Bu filmde de çok kötü bir röfleli saçla karşımızda olmasına rağmen yine çok yakışıklı. Sevgilisi bir kazada vefat ettiğinden onun cenazesi için şehrin dışındaki çiftlik evlerine gidiyor. Garip bir anne ve oğlunun arasında buluyor kendisini. Şiddet ve tutku çizgisi arasında gidip gelen bu gergin aşk hikayesinde benim en sevdiğim sahne, Kadın Kokusu'na göndermeli tango sahnesi oldu.

Tom At The Farm Orijinal Fragman paylaşan: sondakika




Minik değişikliklerle kalın!

2 yorum:

Handan dedi ki...

sezenaki seni kokteyl içmeye davet edeceğim yer;

handannkaleminden-handan.blogspot.com.tr/2014/04/ozel-bir-gece-sivuple.html

senden bahsettim; kokteyl konusunda en titiz ve en bilen blogger arkadaşlarımdandır dedim; haberin olsun.

mayıs ayında sivuplede unutma lütfen

E.Sezen Türker dedi ki...

Handanaki :)

Kesinlikle varım! 10-19 mayıs arası kayıplardayım, onun dışında kokteyl ve sonunda seninle şerefe yapmaya, üstelik de henüz keşfetmediğim bir yerde kesinlikle her türlü varım! :)

Pinterest'im

Instagram'ım