21 Mayıs 2014

New York 2. gün: Empire States, 5th Avenue, Bryant Park, Times Square, Hops & Hocks



Konakladığımız Bushwick, yakın bir geçmişe kadar sanayi bölgesiymiş.Daha sonra bütün fabrikalar loftlara dönüşüp emlak fiyatları yükselince, havalı apartmanlar da inşaa edilmeye başlanmış. Her sokakta çok karakteristik cafeler ve barlar var. Eğer New York'a daha önce gelmiş ve turistik gezileri tamamlamış olsaydım, muhtemelen Manhattan'a hiç geçmeden günlerce bu civarları talan edebilir, nefis duvar resimlerinin peşinde sokaklarda kaybolabilir, yoruldukça cafelerde barlarda soluklanırdım. Ama ilk defa New York'tayız ve turistik atraksiyonlarda da boy göstermek istiyoruz.

O yüzden New York'ta kendi başımıza yaptığımız ilk şey haftalık bir metro kart almak oluyor. Ki aklınızda bulunsun New York'ta metro çok eski olmakla birlikte, hatları muhteşem, her yere metro ile gidebiliyorsunuz. Yalnızca metro sistemi benim şimdiye kadar alıştığım ve Avrupa'daki her şehirde gördüğümden farklı bir mantıkla çalışıyor. Benim şimdiye kadar bindiğim metro tabelalarının tamamında son durağın adı yazıyordu.

New York'ta ise istikamet yazıyor: Uptown, Downtown, Manhattan, Brooklyn gibi... Bu nedenle, yanınızda her zaman bir şehir haritasının bulunmasında fayda var.

Manhattan'a geçtiğimizde havalı bir kahvaltı mekanı arayamayacak kadar açız, metro çıkışındaki sandiviç salata zincirlerinden Panera Bread'e oturuyoruz.




Karnımızı doyurduktan sonra, istikametimiz Empire State Building.

Tabii yolda Amerika'nın meşhur alışveriş zinciri olan Macy's mağazası görünce dayanamayıp giriyoruz. Macy's bir outlet değil aslında, ama sürekli belli bir departmanda indirimler yapıyorlar, o yüzden denk geldiğinizde girip kampanyaları tarayıp çok iyi fiyatlara güzel parçalar kapabilirsiniz. Benim şansıma ayakkabı reyonu indirimde ve çok uygun fiyata tam işlik bir çift Hush Puppies kapıyorum.


Empire State'in terasına çıkış bileti alırken bir de ride için bilet alıyoruz. Tepeden New York turundan beklentimiz çok yüksek, üç boyutlu olacak ve adrenalin salgılayacağız diye düşünüyoruz. Malesef, Los Angeles Six Flags ve Universal Stuidos ridelerı ile kıyaslayınca ortalamanın oldukça altında bir ride deneyimliyoruz. Bu tarz aktivitelerin yerinin New York olmadığını anlıyoruz; ama şehir hakkında biraz tarihi bilgi almış olmak iyi oluyor.

Empire State, 5th Avenue'de 33. ve 34. caddelerin arasında bulunan bir gökdelen. Yapıldığı 1931 yılında, o dönemde, 381 metre yüksekliği ile dünyadaki en yüksek bina ünvanını alıyor.



Tepesine çıktığınızda New York kelimenin tam anlamıyla ayaklarınızın altına seriliyor. Ancak asansör doğrudan 86. kata çıkmadığı için, önce 80. kata çıkıp, bina içinde tur atıp tekrar bir asansöre bindiğiniz için ve daima turist sıraları bulunduğu için, "Beş dakikada çıkarım, bir kaç fotoğraf çekip inerim." gibi bir yanılgıya kapılmayın, en azından bir saatinizi buraya ayırın.





Tepedeki manzaraya doyup yeterince fotoğraf çektikten sonra, hediyelik eşya satan mağazasında da çok keyifli şeyler bulmanız mümkün.




Empire State'ten tekrar yere inince, acıkmaya başladığımızı fark ediyoruz; ama daha gitmek istediğimiz çok yer var. Bu nedenle bir restorana oturup oyalanmak istemiyoruz. Sabrett şemsiyeli hot dog arabalarından birer sosisli kapıp, sprey boya ile harika New York silüetleri çizen bir çocuğu izliyoruz.





Ondan bir resim kaptıktan sonra, vitrinleri izleyip biraz kozmetik alışverişi yaparak ve yoldaki harika canlı müzik performanslarında takılarak 5th Avenue boyunca yukarı doğru yürüyoruz. Bryant Park'a kadar.

Bryant Park, bizim Gezi Parkı için hayalimiz olabilecek bir park. Şehrin göbeğinde, üzerinde yayılmalık çimlerden oluşan bir alanı, bedava wi-fi erişimi olan masa ve sandalyeleri, birkaç tane de restoranı var. Çimlerde yayılıp kitap okuyanlar, öpüşüp koklaşanlar; minik kızına golf oynamayı öğretenler, bilgisayarını almış kulaklığını takmış masada çalışanlar, arkadaşları ile buluşmuş yemek yiyenler...

Daha sonra birkaç defa da yolumuz düştü bu parka. Her seferinde de ortama bayıldık. İstanbul'un probleminin şehrin içinde huzurlu kaçamak imkanları sağlamaması olduğunu da çok net deneyimledik. Keşke keşke bizim Gezi Parkı da böyle olsa...






Bryant Park'tan sonra, birkaç sokak paralelindeki Times Square'e geçiyoruz. New York ile özdeşleşen bu alanın aslında bir reklam çöplüğü olmaktan başka bir anlamı olmadı benim açımdan. İnsanların boğaz manzarasına karşı oturur gibi reklamlara karşı oturup saatlerce takılmasını da gerçekten anlayamadım. Ama sonuç olarak değişik kostümler giymiş insanların etrafta bulunması eğlenceli. Benim favorim kesinlikle çıplak özgürlük heykeli oluyor :)






Biraz daha ortalıkta gezindikten sonra, her zaman süprizlerle dolu olan metroya iniyoruz. Bu sefer tangalı bir erkek dansçı bizi bekliyor...



Bir önceki gece partileyip sabahtan kendimizi yollara vurduğumuz için enerjimiz tükenmiş durumda. Ayrıca akşam benim çalışmam gerekiyor. Ofis bilgisayarım, dosyalarım, notlarım hepsi benimle birlikte Bushwick'e kadar gelmiş durumda. Bu yüzden evimizin köşesindeki Hops&Hocks'a uğrayıp nefis tasarımlı biralardan stoklayıp eve geçiyoruz.





Dilimde "I'm a loser baby, why dont you kill me?", önümde bilgisayarım ve biralarımla, New York'a daha şimdiden aşık olmuş olarak günü kapatıyorum.

1 yorum:

Gokkusagi Dosyasi dedi ki...

Bu New York serisi, keyifli Sezen anlatımıyla pek güzel olacak gibi görünüyor! New York'a hiç gitmedim ama görmek istediğim yerler arasında başı çekiyor, bu nedenle büyük zevkle takip ediyor olacağım! :))
Bu arada sayende Airbnb sistemini keşfedip mest oldum, evleri gezmeye doyamadım ve çok aklıma yattı! Hele minik bir bot ev buldum kanalda, dibim düştü!:o
Yazıların devamını hevesle bekliyorum. Sevgilerr. Eylül.

Pinterest'im

Instagram'ım