17 Mayıs 2014

There is something in the New York air that makes sleep useless.*

New York...

Şimdiye kadar gittiğim şehirlerin hepsinden daha fazla bir şevkle bahsedeceğim, ama hissettiklerimi anlatmakta da en çok zorlanacağım şehir olacak sanırım. Çünkü ben bu şehri gezmedim, bu şehirle kısa bir aşk yaşadım. Yaşıyorum. Sona yaklaşmanın burukluğu her hücremde...

Dışarıda korkunç bir şekilde yağmur yağıyor,çılgın bir rüzgar var ve ben aşağıda fotoğrafını gördüğünüz, sıcacık ve değişik bir enerjisi olan "moon room"dayım. Buranın New York'tan bahsetmeye başlamak için çok harika bir ortam olduğuna karar verdim.


New York'a ayak bastığımdan beri tanışıp sohbet ettiğim herkes, ilk önce niçin New York'ta olduğumu soruyor. Biliyorsunuz dünyanın neresine giderseniz gidin, nereden geliyorsun, niçin geldin diye sorarlar ve "Turistik bir gezinti için." cevabını verince o konu kapanır.

New York'ta farklı olarak devamında gelen soru: "Peki turistik seyahatinin konsepti ne?"

Burada tanıştığım herkesin bir ilgi alanı var, bir tutkusu, peşinde koştuğu bir şey... Seyahat etmek, spiritüel mevzuular, flüt çalmak, yoga, kaplıcalar... Kendilerini tanıtırken, "Yaşamak için yaptığım iş barmenlik, ama aslında sanatçıyım." veya "Emlakçılıktan para kazanıyorum, ama asıl kendimi adadığım iş seyahat. Elli kadar ülke gezdim." gibi cevaplar veriyorlar.

Seyahatlerini de genellikle tutkuları doğrultusunda şekillendiriyorlar. Yoga festivali için New Mexico'ya ne olduğunu bile bilmediğim bir flütü çalma pratiği yapmak için Japonya'ya filan gidiyorlar. O yüzden de turist olarak buradayım dediğimde, turistik seyahatimin konseptini soruyorlar.

New York'ta en çok zorlandığım şey bu soruya cevap vermek oldu.

Bir senedir Bozeman'da okuyan kardeşim Türkiye'ye dönmeden önce New York'ta buluşup bir hafta geçirelim demiştik. İlk defa New York'a geldiğim için müzeleri ve şehrin sembolü olmuş yapıları görmek istiyordum; ama seyahatim sadece bunlarla sınırlı olsun da istemiyordum. Bir hafta içinde her şeyi göreceğim diye elimde bir plan ile sürekli oradan oraya koşturarak, spontaneliğin keyfini bozmak da bana göre değildi.


Uçaktaki koltuğuma oturduğumda, tam olarak 24 saattir hiç uyumamıştım. Gece 22:30 gibi hala ofiste çalışırken, ofis arkadaşlarım "Bu gün her şey çok sürreal, sana da inanamıyorum, hiç de bir kaç saat sonra New York'a gidecekmiş gibi değilsin." diye takılıyorlardı bana. Uçakta New York hakkında araştırma yapmayı, rehber kitapçıklarımı okumayı filan planlıyordum, ama daha uçak havalanmadan sızdım.

On küsür saatlik New York uçuşumdan da gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum. Yalnızca bir ara bir şeyler yediğimi ve tuvalete gittiğimi hayal meyal hatırlıyorum. Bir de hızla aşağı düşerken, "Noluyor?" diye panikle uyandığımı... Düşmüyormuşuz, iniyormuşuz!

Benim valizimi birisi yanlışlıkla alıp gittikten ve neyse ki hemen fark edip geri getirdikten sonra, kendi valizimle havaalanından önce air train, sonra gri (L) metro hattı ile Bushwick'e ulaştım. İlk defa New York'ta olmamın yanı sıra, ilk defa da Airbnb ile konaklayacaktım!


Muhite gelince ev sahibim German'ı aradım, Manhattan'daymış, ancak bir saate gelebilirmiş. Metro durağı ile ev arasındaki Tutu's a kuruldum.




Cinli salatalıklı limonata ile veggie burger söyledim, romanımı okudum. Limonatam ve burgerım leziz, okuduğum kitap bağlaç de'leri bitişik yazdığı için katlanılmazdı. Bir saat sonra eve gittim, German henüz gelmemişti, bir sigara yaktım, kapının önüne oturdum.


Beni gördüğü anda gülmeye başladı. Se"zen" ismi ve airbnb facebook profil fotoğrafını otomatik çektiği için yoga pozumla, aklında bir "zen girl" canlandırmış. "Yüzünü bile bilmiyordum, hakkında bildiğim tek şey göbek deliğindi!" diyordu. Kapıda sigara içen ben, kabul edelim kesinlikle zen girl olmaktan oldukça uzaktım...

Eve çıktık, "Ne ikram edeyim sana?" sorusuna tereddütsüz kahve cevabını verdim. Pişirdiği leziz kahveyi yudumlarken sohbet etmeye başladık. Laf lafı açtı, muhabbetin güzelliğine kahve yetmedi, dolaptan özel günler için saklanan Yeni Zellanda'dan alınmış bir beyaz şarap çıktı. Ben "Yaa özel günler için saklamışsın, emin misin onu şimdi açacağına?" diye nazaket yaparken, "New York'ta ilk günün, Airbnb'de ilk deneyimin benimle. Yeterince özel bir gün bence" diyerek şişeyi açtı.


New York'a ayak bastığımdan birkaç saat sonra, jet lag'ten bayılmış uyuyor olurum sandığım saatlerde, kafam güzelce, German ile bangır bangır İbrahim Tatlıses eşliğinde "esmersen güzelsinnn!" diye göbek atıyorduk! İnanılmazdı. Gerçekten inanılmaz.

O bana kendi ülkesinden parçalar açıp salsa öğretiyordu, ben ona halay çekmeyi, göbek atmayı. Kahkaha atmaktan bayılacak hale gelmiştik.



New York'ta yaptığım her şeyden detaylı olarak bahsedeceğim. İlham alır da gitmeye karar verirseniz ve New York'un alternatif kısımlarından Bushwick'te konaklamak isterseniz diye öncelikle konakladığım yerden bahsedeyim. German'ın evinde altı gece kaldık ve bu gün yollarımızı ayırdık.

German (Herman diye teleffuz ediliyor), Kolombiya asıllı, bundan otuz sene kadar önce New York'a taşınmış. Sağlığına inanılmaz dikkat ediyor. Sigara içmiyor, alkol çok az tüketiyor, her gün yoga sınıfına, ayrıca da spora  gidiyor. Kırkbir yaşında olduğunu öğrendiğimizde kulaklarımıza inanamadık, o kadar iyi bakıyor kendisine. İnsanların cool görünme derdinde olduğu her türlü ortamdan nefret ediyor, alternatif mekanları çok iyi biliyor. Elli kadar ülkeye seyahat etmiş. Kenya'dan Malezya'ya yaygın bir eski sevgili profili var, oldukça flörtöz. Gezdiği her yerden vücut yağları toplamış, evde Coca Cola kokuludan her türlü bitkiliye kadar masaj yağı stokları var. Arabası olması bir avantaj, sürekli bir yerlere bırakmayı / götürmeyi öneriyor. Spiritüel olaylara meraklı. İlerleyen günlerde bahsedeceğim, onun sayesinde turist rehberlerinde adı bile geçmeyen harika semtler keşfettik, onun tavsiyeleri ile güzel mekanlarda karnımızı doyurduk. Yani "odamı kiraladım, ne yaparlarsa yapsınlar." kafasında değil, tam tersine bir gün görüşemesek "Yarın kahvaltıya gidelim mi?" diye mesaj atan bir adam. Özellikle de alternatif bir New York peşindeyseniz ve sizinle gerçekten ilgilenecek bir ev sahibi ararsanız German'ın evini şiddetle tavsiye ederim.

Kendinizi ona teslim ederseniz, daha ilk gecenizde şöyle ortamlarda olabilirsiniz:


Devamı çok yakında, şimdilik New York'tan öpücükler...

Dip Not: Başlık Simone Beauvoir'dendir.




3 yorum:

Adsız dedi ki...

Ben bu yazıyı iple çekiyordum, lütfen daha fazlası inan dört gözle dönmeni ve yazılarını bekliyordum. Çok çılgınsın çok eğlenmişsin yine seninle tatil yapmayı inan çok isterim:) Sevgiyle kal.. Banu

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Bu yazı ilaç gibi geldi bana! Temmuz'un ilk haftası için biz de hayatımızda ilk defa airbnb'den Paris için ev tuttuk. Olur mu olmaz mı, derken laf aramızda endişeliyiz de... Biz türküz, alışmışız oda-kahvaltı hazır işlere :) Gerçekten iyi geldi yazın, teşekkürler :)

E.Sezen Türker dedi ki...

Banucum,

Yaaa çok mutlu oldum bu yoruma, hadi tatile gidelim!* En keyiflisinden bir gün olsun, sevgiler

Kızlı Erkekli Kedili,

Ben de az çok endişeli gittim, ilk deneyimimdi. Bundan sonra her yerde airbnb ile konaklarım gibime geliyor. Umduğunuz gibi çıkmazsa, bildirim yapıp cayabiliyorsunuz aklında olsun... paris is always a good idea, iyi eğlenceler olsun şimdiden :)

Pinterest'im

Instagram'ım