06 Haziran 2014

Mardin'de alışveriş, kahve ve yemek


Benim bundan yıllar sonrası  -hatta ruhumun hep genç kalacağı inancımla emeklilik yıllarım - için bir hayalim var: İstanbul'da bir Mushaboom kurmak. Bu blogun ruhunu taşıyan, tamamen benim keyfime göre şehrin göbeğinde bir binam olacak. En üst katı benim yaşam alanım olacak. Alt katlarında çok değil, beş altı odalık bir bed & breakfast işleteceğim, böylece oturduğum yerden harika, çeşit çeşit insanla tanışmak için bir vesilem olacak. En alt katı da sokağa taşan bir cafe, bar olacak. Bir yerde bir grup, DJ mi beğendim, tutup kolundan getireceğim orada çalacak. Seyahat ederken toplayıp getirdiğim içkileri, yiyecekleri servis edeceğim. Arkadaşlarım da müzik, yemek, kokteyl marifetlerini orada görücüye çıkartacak. Sabit bir menüsü bile olmayacak, gelenin bahtına o gün canımız ne hazırlamak istiyorsa, ona dahil olabilecek. Yan tarafında da minik bir dükkan olacak, ikinci el kıyafetlerim ve seyahat ederken ilgimi çekip topladığım her şey orada sergilenecek. Ve tabii harika da bir kütüphanesi olacak. Okuduğum sevdiğim kitaplarla dolu rafları, okumak isteyen herkesin kullanımına açacağım. Yoga, DIY, fotoğraf o aralar deneyip hoşuma giden her şeyin de atölyeleri düzenlenecek. Tam bir can sıkıntısı ilacı olacak burası; süprizlerle dolu, sıkılmaya izin vermeyecek kadar değişken, yapay olamayacak kadar amatör...  Her türlü fikre, her türlü yeniliğe açık, her köşesinden lezzet ve keşif fışkıran, ruhu olan bir mekan... Seyahat etmeye bütçesi ve zamanı olmayanlar için, her şeyi orada toplayacağım.

Şimdi Mardin'i anlatmam gereken yazıda, kendi hayalimin detaylarına nereden kapıldım değil mi? Şöyle ki, Mardin sokaklarında dolanırken, bu hayalimi gerçekleştirmeye niyetlendiğim zaman, kesinlikle Mardin'e gelip alışveriş yapmaya karar verdim. Özellikle de kahve ve kahve fincanı almak için! Bu satırları da zaten Mardin'den aldığım Süryani kahvemi yudumlarken yazıyorum, üstelik şansıma da bol köpüklü oldu.

Henüz ortada bir Mushaboom yok ki, "Hadi kalkıp gelin tadın, ne demek istediğimi anlayın" diyebileyim. Onun yerine Mardin'e giderseniz almadan dönmemeniz gerekenler listesi huzurlarınızda:


Ana cadde boyunca dizi dizi sıralanmış kuruyemişçiler var. "Amaan ne kuruyemişi ya?" diyip geçerseniz, sonra gerçekten üzülürsünüz. Tatmanız gereken şeylerden ilki, tarçınlı bir baharat ile kaplanmış badem (yukarıdaki fotoğrafta sağdaki). Daha önce hiçbir yerde görmemiş, duymamıştım, çok sevdim.

İkincisi arabayla önünden geçerken, fıstıkların arasında görünce "Aaa mavi fıstık! İstiyorum istiyorum!" diye tutturduğum, sonra yanına gidince fıstık olmadığı ile yüzleştiğim mavi badem şekeri. Mavi fıstık diye bir şey yokmuş :), ama badem şekeri de oldukça lezzetli.

Son olarak da Siirt fıstığı. Bu güne kadar hep Antep fıstığı yedim, ona kıyasla daha açık renkli bu fıstığa bayıldım. Hatta Mr.Feelgood ile otele dönünce hadi tadalım şundan birkaç tane diyerek paketi açtık, dakikalarca hiç konuşmadan bütün fıstıkları yedik. Yüzümüzde kocaman bir gülümsemeyle... Evet, fıstık insanı mutlu edebiliyormuş.



Mardin'de gittiğiniz her yerde bir kahve söyleyin, çünkü hiçbiri birbirine benzemeyecek. Bizim Türk kahvesi gibi fincanlarda bol köpüklü servis edilen bu kahvelerin hiçbiri bizim bildiğimiz kahve değil. Çörekotlu, cevizli, tarçınlı, çikolatalı gibi çeşit çeşit kahveler geldi önümüze. Gerçekten hepsi de birbirinden lezzetliydi. Bu  kahveleri kuruyemişçilerden alıp, evinize de götürebilirsiniz.


Mardin'e gelmişken almanız gereken şeylerden ikincisi şal. Renk renk, çeşit çeşitler. Ben bir tane rengarenk çiçekli fosforlu sarı kocaman bir şal aldım, yazın pareo niyetine kullanmak üzere, bir tane de açık pembe işlemeli bir süryani şalı... Ki seyahatimin sonraki günlerinde yerine göre, akşam yemeğinde omzumda süs, soğukta boynumda koruyucu, sıcakta saçımı toplayıcı, tehlikeli anlarda sarı saçlarımı kapatıcı görevi gördü.


Şal ve kuruyemiş alabileceğiniz mağazalar ana cadde boyunca dizi dizi; ama Kayseriye Pasajı'na da mutlaka girin. Malesef Çin malı ürünler buraya da fazlasıyla sızmış, yerel güzellikler kadar çok Çin işi eşyalar da satılıyor burada. O yüzden bana sorarsanız, karışık ürünler satan mağazaları pas geçip, bakırcılara yönelin. Bakırdan her şey bulabilirsiniz: Anahtarlar, çanlar, cezveler, dekoratif parçalar, kaşıklar, fincanlar, şekerlikler...






Alışveriş listenizde olması gereken bir kalem de: Sabun. Siz gidiyorsunuz, sabuncu amcaya ihtiyacınızı anlatıyorsunuz. O size hemen bir sabun reçetesi yapıyor. Siyah noktadan, bel ağrısına; sinirden, selülite her şeyin bir sabunu satılıyor burada.



Ben bir gevşetici tarçın sabunu, bir de cilt güzelleştirici inci sabunu aldım. Her akşam duşa girerken, Mr. Feelgood ile şakalaşma sebebimiz oldu bu sabunlar: "Bu akşam beni pamuk gibi gevşemiş ve sakin mi görmek istersin, yoksa ışıl ışıl ve güzel mi? Ona göre sabunla yıkanacağım."

Alışveriş listenizde gümüşe de yer açın. Eski ofisimden bir arkadaşım duruşmalar sebebiyle Mardin'e gidip geliyor sık sık, onun zevkine güvenirim, o yüzden hiç mağaza mağaza gezmeden, onun önerdiği Fırat Silver'a daldık biz. Yargıcı'dan, Accessorize'dan metal takı alınacak fiyata, çok orijinal gümüş takılar aldık. Benim takılarımda ufak tadilatlar istediğimden, bu hafta onları yapıp yollayacaklarından, şimdilik fotoğraf paylaşamıyorum. İster Mardin'e özgü 'telkari'lerden yana olsun tercihiniz, ister taşlı gösterişli takılardan, buradan bir parça olsun almadan çıkmanız pek mümkün değil.


Alışverişten yorulunca kendinizi pasajdaki Otantik Kahve'ye atıp, birer kahve de burada yuvarlayıp yorgunluğunuzu dindirebilirsiniz.


Dinlendikten sonra, oyalanmadan ayaklanmanız lazım; çünkü Mardin'de görmeniz gereken pek çok yer var: Mardin Kalesi, Ulu Camii, Zinciriye Medresesi, Eski Postane...


Ben 1469 yılında inşaa edilen Zinciriye Medresesi'ni çok beğendim. Hem Ulu Camii'ye biraz tepeden bakıyorsunuz, hem de çok huzurlu bir avlusu var.




Sadece tarihi binalarla da sınırlamayın kendinizi, sokaklar, binalar, insalar çok karakteristik bu şehirde.






Akşam yemeği için de Cercis Murat Konağı'nın yolunu tutabilirsiniz. Tarihi bir konakta, gerçekten çatlayacağınızı hissedecek kadar fazla yemişken, hala önünüzde duran şeylerin lezzetine karşı koyamayıp yemeğe devam ederken bulabilirsiniz kendinizi.





Ova kebabı, inanılmaz şaşalı gelen kahve ve yemeğin üstüne garsonların önünüze bir tas koyup ellerinizi gül suyu dökerek yıkaması bile yeter!

3 yorum:

parıldayan çiçek dedi ki...

Selam, yıllar önce Mardin'e gitmiştim. Mırradan bahsetmemişsiniz. Hayaliniz çok güzel. Açın bizde gelelim ziyarete. Ben de bol bol şal almıştım. Rengarenk .Halan arada sırada dolabımı açınca elime gelir. Pareo güzel fikir. İyi gezmeler.

Merve Sanliturk Kiyak dedi ki...

Mardin'de öğretmenlik yapan bir arkadaşım bize tatillerde şarap ve o tarçınlı bademden getirir. Yerken durduramıyorsun kendini haha. 3 senedir onu ziyaret etmeye niyetleniyoruz sonra başka bir plan yapıp erteliyoruz, burnumuzun dibini keşfetmek lazım önce haklısın! Hayaline bayıldım Sezen umarım her gün hayaline bir adım daha yaklaşırsın arkadaşım xoxo

matedin dedi ki...

Mardin'de üretilen badem şekerlerinden satın almak için :

www.matedin.com

http://www.matedin.com/badem-sekeri

Pinterest'im

Instagram'ım