20 Ağustos 2014

Hayatımın kadınını meyveli yoğurt alır gibi seçmek istemiyorum, benim istediğim bir karşılaşma, beklenmedik bir şey!*

Olağan bir iş günü... Eve giriyorum, güzel bir kahve demliyorum, mutfağımdaki bar taburesinin üstüne oturuyorum. Neler yapmam gerektiğini düşünmeye başlıyorum. Ütü yapmam lazım, üçüncü kez ziyaret edeceğim ve yine çok heyecanlı olduğum Roma için airbnb'den ev bakmam lazım, cumartesi gideceğim düğünde elbisemin altına hangi ayakkabıyı giyeceğime karar vermem lazım, bir dilekçe yazmam lazım, kredi kartıma ödeme yapmam lazım...

Sonsuza kadar uzayabilecek ve kesinlikle zamanımın yetmeyeceği bir yapılacaklar listesi oluşturmak üzereyken, gözüm, son aldığım ve henüz kütüphaneme yerleştirmediğim kitaplara takılıyor. En üstte, hayatımda duymadığım Patrice Leconte isimli bir Fransız yazarın, sırf kapağına vurulduğum için aldığım romanı duruyor: Kısa Saçlı Kadınlar.



Elime alıp, ilk sayfasını açıyorum. "Adım Thomas, hoş biriyim, bir kırtasiye dükkanında çalışıyorum, kısa saçlı kadınlardan hoşlanırım. Ve hayatımın kadınını bulmak için üç yıldan az zamanım kaldı." yazıyor. İlgimi çekiyor, okumaya devam ediyorum. O kadar güzel akıyor ki, karnım acıkınca bile bırakmak istemiyorum kitabı, midemi bastırsın diye bir kaseye süzme yoğurt koyup onu kaşıklarken okumaya devam ediyorum.

Aslında  kitabın olağanüstü bir kurgusu yok. Thomas isimli başkahramanımız, kırtasiye malzemelerine bayıldığı için bir kırtasiyecide çalışmaya başlıyor. Her zaman, çok yakında öleceğine inanan annesi, her pazar yaptıkları aile yemeğinde "Ne zaman bana bir erkek torun vereceksin?" diye isyan ettiğinden, kendisine bir hedef koyuyor: 30 yaşından önce hayatının kadınını bulacak.

Hayatının kadını nerede nasıl bulacağını bilmiyor. En yakın arkadaşı "Hayatının kadınını arayarak bulamazsın." dese de, o yalnız tek bir şeyden emin: Bu kadın, kısa saçlı olacak.



"Uzun saçlı çok güzel kızlar da vardır, öylesine söylemiyorum bunu, öyle kızlar tanıdım, hatta bazen onlarla çıktım bile, ama kısa saçlı olma cesaretini gösterselerdi çok daha güzel olacaklarına eminim. Saçlarını kısa kestiren bir kadın kendini kabul eden kadındır, kendini kadın hissetmek için aldatıcı bir kadınlık simgesiyle uğraşmaya ihtiyaç duymayan kadındır."

"Kısa saçlı kadınlar diğerlerinden daha güzeldir. Rahattır. Daha eğlencelidir. Daha akıllıdır. Daha ışıltılıdır."

"Saçlarını yeni kestirmiş olanlar küstahlık ve şaşkınlık renklerinin birbirine karıştığı bir bayrak açmışlar gibi görünürler, sanki güç bir engeli aşmaktan gurur duyuyormuş ama kararlarını sindirmekte biraz zorlanıyormuş gibidirler."

Bu kitap, Thomas'ın hayata dair analizleri, hayatının kadınını arayışları ve yalnızca cinsellik odaklı maceraları eşliğinde günlük hayatını anlatıyor. Okuması, kolay ve çok keyifli. Kitaptan sevdiğim bazı kısımlar:

- Thomas ne dersin, neşeli bir karamsar olmak mı daha iyi, yoksa hüzünlü bir iyimser mi?
- Bilmiyorum anne... Neşeli iyimseri denesen.
- Neşeli iyimser hiçbir yere varamaz, küçük cüce ya da büyük devden başka bir şey olmaz.

Hayatınızın kadınıyla ilgili en büyük sorun, eğer böyle biri varsa tabii, büyük olasılıkla bir yerlerdedir, ama uygun zamanda aynı yerde değilseniz, onunla asla karşılaşmama tehlikesi vardır. Onun için de aynı şey söz konusu elbette. Dolayısıyla rastlantının büyük payı var. Hayatınızın tek bir kadını olmadığını, çok, hatta birçok kadını olduğunu düşünmeniz, karşılaşma şansını arttırarak insanı biraz rahatlatır.

(Kısa Saçlı Kadınlar - Patrice Leconte - Doğan Kitap - 145 sayfa)



Masal gibi, melodi gibi, kısa ve akıcı olan bu kitap tam bir mutlu sonla bitiyor. Bittiğinde yüzümde kocaman bir gülümseme. Aklımda "Acaba saçlarımı kısa mı kestirsem?" fikri...

Dip Not: Bu arada, şu yazımda "Mushaboom Klüp mü kursak?" diye bir fikir ortaya atmıştım, ilgi göstermeniz acayip hoşuma gitti. Fikir benden oldu, ama büyütüp geliştirmek, içini doldurmak, hem işlevsel, hem de keyifli bir hale getirmek için yardımınıza ihtiyacım olacak. Beyin fırtınası yapmak için pazartesi günü toplanalım dedik. "Süper fikirlerim var", "Açıkçası bir fikrim yok, ama tanışalım, bir kahve içelim." diyenleri bekliyorum. Bu pazartesi veya sonrasında bu tip aksiyonlardan haberdar olmak isterseniz: e.sezenturker@gmail.com'a bir bilgi yollayın! Sevgiler :)


4 yorum:

Burcu Ozbuk dedi ki...

Sezen'cim,

Bu klüp fikrine bayıldım ben de :) Pazartesi iş çıkışı nerede, kaçta toplanıyorsak ben de orada olacağım :)
Ayrıca yazını okurken upuzun saçlarımı kestirmeyi düşünmedim desem yalan olur :)

S dedi ki...

Sevgili Sezen,

Klüp için benim şehir dışında olduğum bir gün toplanmanız çok isabetli olmuş :)

Kitap, yazından sonra benim de çok ilgimi çekti. Tabi bunda saçlarımın hep çok kısa olmasının da etkisi olabilir.

Dursunbey'den sevgiler,
Sevgican

Handan dedi ki...

kısacık saçlıyım:))))

Gokkusagi Dosyasi dedi ki...

Thomas ne derse desin, umurumda değil valla. Kısa saç bana hiiiç yakışmıyor! :)
Bu arada bu buluşmalara ben de katılmak isterimm! Eylül sonuna kadar Bodrum'dayım, ama sonrasında yine yaparsanız ne güzel olur, pek güzel olur. :)
Eylül.

Pinterest'im

Instagram'ım