14 Aralık 2014

Not Defterim: Foodie Istanbul, Projeler, Can Oba, Beşiktaş Pazarı, Üst Kattaki Terörist


Elimde yazabileceğim bir sürü malzeme olmasına rağmen, bir haftadır kahvemi koyup, şu bilgisayarın başına oturup blog yazamadım bir türlü. 2014 başlarken aldığım kararlardan en istikrarlı uyguladığım iki günde bir yazı ritüelini de böylelikle bozmuş oldum. Ama olsun, 2015 başlarken aynı kararı bir daha alır, daha istikrarlı uygularım -umarım- : )

Bu aralar ofiste işler gerçekten çok yoğundu ve ayrıca bu blog dışında bir kaç proje üzerinde çalıştım. Size anlatmak istediğim Weihnachtsmarkt'lar henüz bitmedi, sırada en havalıları olan Köln ve Düsseldorf var. Bu hafta içinde burada olacaklar. Ama hepsinin özetini The Magger için yazdım, şuradan ulaşabilirsiniz. Evim Dergisi ile bir işbirliği yaptık, Ocak 2015 sayısında sizi bekliyor olacak. Birkaç tane yeni seyahat planı yaptım; yeni yılda ilk istikametlerimin Saraybosna ile Belgrad olmasını planlıyorum. Uzun zamandır merak ettiğim bir şey olan yıldız haritamı çıkarttırmak için Dinçer Güner'den randevum var, eski ofis ekip arkadaşıma bu konudaki katkıları için kocaman teşekkürler. Bir de en çok heyecanlandığım projelerden bir diğeri için de yogitam ile kolları sıvadık; Foodie İstanbul. 


Biz birlikte haftada en az bir kere, yeni açılan bir restoranın yolunu tutup, keşifler yapıyorduk. Bu keşiflerimizi daha istikrarlı ve planlı bir biçimde yapmaya karar verdik. İşte Foodie İstanbul böyle doğdu. Pek çok harika yeme içme blogu var; ama onlardan önemli birkaç farkımız olacak. Bizim her yazımızda bir sokaktaki bütün mekanlar olacak. Böylece İstanbul'un gurme bir haritasını çıkarmayı planlıyoruz. Sadece Türkçe yazmayacağız, turistler için de harika bir lokal rehber hazırlamak hedefimiz. Ayrıca popüler ve bilinen semtlerden başlayıp, daha bilinmezlerde keşifler yapmak, bu sırada ana konsept yemek olmakla birlikte, butikler ile tarihindeki keyifli detaylardan da bahsetmek istiyoruz. Henüz web sitemiz yok, ama facebook üzerinden takip edebilirsiniz. Her türlü fikir ve öneriyi paylaşmanızdan da, çok iyi biliyorum dediğiniz semtlerde bize eşlik etmenizden de mutluluk duyarız : )


Ayrıca bu haftasonu annem İstanbul'daydı. İlk istikametimiz daha önce de gidip bahsettiğim Can Oba oldu. Buraya daha önce gittiğim zaman kelimenin tam manası ile büyülenmiştim. Çok alakasız bir lokasyonda, Can Oba, her müşteri ile ayrı ayrı ilgileniyor ve harikalar yaratıyordu. Hepsi tablo gibi görünen yemekleri yedikten sonra, ödenen hesap da yemekler ile kıyaslanınca oldukça kabul edilebilirdi.

Bu gittiğimizde ise, bir takım farklılıklar ile karşılaştık. Bunlardan ilki olumluydu, içerinin dekorasyonu biraz iyileştirilmiş ve dışarıya sobalar ile masalar atılmış. Olumsuzlara gelirsek, rezervasyon yaptırmak için aradığımda, "Yalnızca saat 18:00 müsait" diyerek iş çıkışında yetişme telaşı yaratmalarına rağmen, saat 21:00'e kadar oturduğumuz süre boyunca dört boş masa olması hiç hoşuma gitmedi. Ayrıca "her gün farklı yemekler çıkardığımız için yazılı menü yok." açıklamasının gerçekliğinden şüpheye düşmeye başladım; çünkü tesadüfün bu kadarı olamaz herhalde, bütün yemekler birebir aynıydı. Ve bu sefer Can Oba'nın yalnızca adı vardı, kendisinden eser yoktu; ne karşılamada, ne de mutfakta.

Yine de yediğimiz her şey oldukça lezzetliydi ve her biri tablo gibi geldi masamıza. Açılışı balık çorbası ile yaptık, ara sıcaklardan ıspanak yatağında tarak ile somona sarılı kuşkonmaz aldık.




Ana yemeklerden ise, Can Oba'nın hamurunu kendisinin açtığı lazanyadan, cevizli risotto ile servis edilen ahtapottan ve ciğerden yana tercihimizi yaptık.




O kadar balık ürününün üzerine ciğeri yalnızca, meyveler ile servis edildiği için, merakımızdan söylemiştik, gece yediklerimiz içinde de tek sevmediğimiz de o oldu. Ciğerin en güzelinin Birbiçer'de yenilebileceği gerçeği var sonuçta.

Tatlılar ise hem sunum hem lezzet olarak şahaneydi. Greyfurt içinde servis edilen tiramisu, peynir tatlısı ve çikolata mus içinden bizim en favorimiz çikolata mus oldu. Uzun zamandır yediğim en iyi tatlıydı.





Bence İstanbul'da yaşayan herkesin gidip bir defa deneyimlemesi gereken bir restoran olan Can Oba'da alkol yok, ama hesap alkol içmişsiniz gibi geliyor, hazırlıklı olun.



Annemle pazarlara düşkünlüğümüzü de yolunuz az çok Mushaboom8'e düşüyorsa mutlaka biliyorsunuzdur. En sevdiklerimizden biri de cumartesi günleri kurulan Beşiktaş Pazarı. İki katlı bu pazarın üst katında kıyafet, alt katında yiyecek satılıyor. Üst katta kıyafetlerin arasında üstüne para verseler giymeyeceğim ürünler çoğunlukta olmasına rağmen, Danimarka harikası Samsoe'nin t-shirt ve sweatlerini bile bulabileceğiniz harika tezgahlar da var. Bir cumartesi sabahına burada başlamanızı şiddetle tavsiye ederim, çok geçe kalmayın kalabalıkta boğulmayın.


İstanbul'da beni en yanıltmayan, her oyununu beğenerek izlediğim tiyatrolardan İkinci Kat'ın yolunu bu sefer de "Üst Kattaki Terörist"i izlemek için tuttuk.

Annemi Karaköy'ün hala leş olan bir bölgesindeki sokaklarında yürütmekten tedirgin olarak, "Al sana underground İstanbul turu." diye şakalaşarak kendimi temize çıkarmaya çalışırken, oldukça enteresan görüntülere şahit olduk. Çöp toplayıcıların akşam arabaları ile geldikleri bir garajın içini görme şansı yakaladık mesela. Hayatımda bu kadar yakından bire bir gördüğüm en enteresan ve iç acıtıcı yaşam alanlarından biriydi. Duvarlarında iki tane harika tablo asılı olması, "O çöplerden neler neler çıkıyor acaba?" sorusunu sordurdu.

Oyuna gelirsek, son zamanlarda adını çok duyduğumuz Emrah Serbes'in "Kaybedenler" kitabındaki bir hikaye "Üst Kattaki Terörist" ve Sami Berat Marçalı tarafından sahneye uyarlanmış. Oyuna dair en sıra dışı detay, baş roldeki 'küçük faşo'yu 12 yaşındaki Denizhan Akbaba'nın oynaması. Çocuk gerçekten yetenekli. Benim şahsi favorim ise üst kattaki Kürt komşuyu canlandıran Bedir Bedir'in performansı oldu. İnanılmaz bir enerji ve doğallıkla oynadı rolünü. Sevgisini de, üzgünlüğünü de, hayal kırıklığını da izleyiciye şahane biçimde aktardı.

Nurettin, 12 yaşında bir çocuk, abisini askerde şehit vermiş. Annesinin yıkım halinde söylediği bir anlık bir laf ile bütün Kürtleri düşman bellemiş. Derken üst katlarına Kürt bir öğrenci taşınıyor. Nurettin'in tek bir amacı var, onu öldürmek. Ama onun fıstık gibi bir kız arkadaşı olması kafasını karıştırıyor. Gittikçe onların evinde daha fazla zaman geçirmeye başlıyor.

Türk-Kürt meselelerine değinmeyi riskli buluyorum,çünkü klişeleşmesi, aşırılaşması, tabulara gereğinden fazla dokunması pekala mümkün. Ama bu oyunda hem gülüyor, hem duygulanıyorsunuz. Bence izlenmesi gerekenlerden...



Bu yılın son günlerinde, yeni yıl için enerji toplayarak kalın!

6 yorum:

Gokkusagi Dosyasi dedi ki...

Sabahın köründe uyanacağım bir pazartesiden önceki pazar gecesinde, son kadeh şarabıma şahane eşlik etti bu yazı. Diğer yandan da "Tatil tatillll, lütfeeen" diye serzenişlerde bulunmama neden oldu... :/
İşte böyle karışık hisler yani. :)))

karmahaskickedmyass dedi ki...

Merhaba Sezen,
Uzun bir aradan sonra geçenlerde Can Oba'ya uğradım ben de. Maalesef -yaptığın tespitlerin doğru olduğunu düşünüp hayıflanıyorum. Bozulma demek istemiyorum ama o ilk başlardaki maiflik duygusundan eser kalmamış sanki.

Karaköydeki tiyatroyu sen yazdıkça merak ettim. En kısa zamanda bir bilet alıp bir oyunda orada izlemeli diye düşündüm :) Ben de Cihangir'deki Bo Sahne'yi tavsiye ederim. Güzel bir hafta dileğiyle,

Deniz evin İrdem dedi ki...

Yine harika bir yazı olmuş Sezeenn, bol bol yaz heyecanla bekliyorum öperim çokk :*

Bana Sıkça Yaz dedi ki...

Ben de iki kere gittim Can Oba'ya, balık çorbası hariç aynı şeyler vardı menüde. Ve maalesef yoğunluktan rezervasyon alamıyoruz denildiği saatlerde ben de boş masalara şahit olup şaşırmıştım.

Foodie tavsiyelerini heyecanla bekliyorum.

Sevgiler

sebuş dedi ki...

bu anne kız gezmelerinize hayranım sezen..
sen çok tatlı bir sevgili ve çok vefalı bir evlatsın!
bu arada yeni projelerini de kutlarım..
eminim turistler içinde harika bir kaynak olacaktır.. şimdiden tebrikler,
öperim.

Gamze Esra Ersöz dedi ki...

Ben de geçen aklımdam geçiriyordum, ne zamandır yazmıyorsunuz diye :)Dolu dolu bir yazı olmuş.Ben de uzun yıllar sonra ilk defa Beşiktaş pazarına gittim ve çok keyif aldım.Blogumda da paylaşmıştım.
Bu arada yaklaşık 2 sene evvel Balkan turu yapmıştım.Saraybosna ve Belgrad ile ilgili de blogumda yazılar bulunmakta. Seyahat öncesi fikir edinmek isterseniz beklerim

Pinterest'im

Instagram'ım