25 Haziran 2015

Always be yourself. Unless you can be a unicorn. Than always be a unicorn.

"Bir kahveye ihtiyacım var." diye düşünüyor. Sonra gözü saate kayıyor. İçmese daha iyi olacağına karar veriyor. Saat yeterince geç...

Gözlerini kapatıp arkasına yaslanıyor kadın.

Hayatı boyunca bir ilişkinin nerede filizlendiğini de nerede çatırdamaya başladığını anlayamamış olduğunu fark ediyor o anda.

"Şanslı bir kadın mıydım, yoksa fazlasıyla flörtöz müydüm?" diye sorguluyor kendini. Hayatının son on senesinde yalnız kaldığı, bir aydan uzun bir dönemi hatırlayamıyor.

Hatta arkadaşlarının, bir ayrılıktan hemen sonra, kolunda yepyeni sevgilisi ile onu gördüklerinde dostane biçimde "Acaba yeni bir ilişkiye başlamadan önce, biraz yalnız mı kalmalıydın?" diye dostane biçimde kendisini uyarmaları kulaklarında çınlıyor.

Kendiliğinden gelişen hiçbir şeyi durdurmamayı, kendiliğinden olmayan hiçbir şeyi de zorlamamayı tercih ediyor galiba her zaman. Hayatın bir akışı olduğuna yürekten inanıyor.

Bu adamla da  "Bir süre hayatımda kimseyi istemiyorum." dediği bir zamanda tanışmışlar, olağan dışı hiçbir yakınlaşma olmaksızın, birlikte bir kahve içmişler, birkaç konsere gitmişler, bolca sohbet etmişlerdi. Sonra o olağan akış içinde sevgili olmuşlardı.



İki yıldan uzun bir süredir birliktelerdi; ama aslında adam ile çok farklılardı. İnişleri bu yüzden yaşıyorlardı. Sonra birbirlerini dengeleyebileceklerine ve birlikte harika olabileceklerine inanıp, barışıyorlardı.

Aslında gerçekten de bazen harika oluyorlardı olmasına; ama o iniş çıkışlarda çok şey kırılmıştı aralarında. Yine de bütün o hayal kırıklıklarına rağmen, birbirlerinden ayrılabileceklerini kesinlikle düşünmüyorlar, evlenme hayalleri kuruyor, hangi semtte yaşayacaklarının kavgasını bile yapıyorlardı.


Ve bir çamaşır makinesi yüzünden az önce bu ilişkiyi bitirmişti.

"Çamaşır makinesi yüzünden ayrıldık." diye düşününce, kendi kendine gülmeye başladı. Gerçekten de böyle söyleyince kulağa çok komik geliyordu.

Ama bozulan bir çamaşır makinesi, onun hayatının geri kalanını mutsuzluktan kurtarmıştı. Bugüne kadar görmezden gelmeye çalıştığı bir gerçeği yalın, yanlış anlaşılmaya imkanı olmayan biçimde önüne sermişti.

Bütün bir haftayı inanılmaz bir koşturma içinde geçirmiş, tam haftasonu sevgilisiyle birlikte tatile gitmenin heyecanını yaşayacakken çamaşır makinesi bozulmuştu. Teknik servisin çalışma saatlerinde, kendisi ofiste olacağı için tamir ettirmesine imkan yoktu. Ve tatile giderken yanına almak istediği bazı şeyleri yıkaması gerekiyordu. Akşam üstü konuştuklarında çamaşır makinesinin bozuk olduğunu, seyahat valizi konusunda problemleri olduğunu adama söylemiş, "En kötüsü oradan bana renk renk şalvarlar alırız değil mi?" diye işi şakaya vurmuştu.

Adam onun sıkı mesai saatleri ile çalıştığını biliyordu. Bu yüzden içten içe adamdan -en azından laf olsun diye bile olsa - "Yardım edebileceğim bir şey var mı?" diye sormasını beklemişti. Tabii ki her zamanki gibi beklediği ile kalmıştı.

Adam ona en büyük hayal kırıklıklarını hep onun yardımına ihtiyacı olduğunda yaşatmıştı. İyi niyetliydi, kendisini de seviyordu; ama incelik denilen şeyden zerre kadar nasibini almamıştı.

Gözünün önünden adamın yaptığı nice mallık geçti. Galiba hiçbirini affetmemiş; ama bir gün adamın biraz daha ince düşünceli bir adama dönüşebileceğine büyük bir içtenlikle inanmıştı."Ne kadar büyürsem büyüyeyim, hep masallara inanacağım galiba." diye mırıldanıp gülümsedi.


Akşam adam, Kadıköy'de maç izleyip eve dönerken onu aramıştı. Kadının yorgundu, konuşmak istememişti, kısa kesmişti. Telefonu kapatır kapatmaz adamdan "Çamaşıra sıktın gerçekten canını." diye bir mesaj gelmişti. Bozulan çamaşır makinesi hakkında mesajlaşırlarken, "Keşke bugün gelip benden biraz kıyafet alsaydın yıkamak için filan." demişti kadın.

Adam ise, "Senden gelip çamaşır mı alsaydım? Erkeğe yakışmaz o hareket." diye cevap vermişti. Kadın şok olmuştu, adamın ciddi mi olduğunu, şaka mı yaptığını anlamaya çalışmıştı. Adam oldukça ciddiydi.

O güne kadar görmezden geldiği gerçek, apaçık önünde duruyordu. Bu adam ile hayata çok başka yerlerden bakıyorlardı. Doğru veya yanlış olmazdı bu işlerde; ama kadının aklındaki erkek figurüne bu adamı oturtmak gerçekten imkansızdı.

Kendisine inanamadı. Bu adamla mı evlilik planları yapmıştı? Üç parça çamaşırı erkekliğine yediremeyen bu adamla mı ömrünün geri kalanında binlerce sorunla baş etmesi gerekecekti?

Çamaşır bahaneydi her türlü yolu bulunurdu, her kadının dolabında giymediği kıyafetlerden on seyahatlik valiz düzülürdü; gerekiyorsa yeni makine bile alınırdı. Ama karşısındaki adamın, sevgilisine yardım edebileceği bir konuya "Erkeğe yakışmaz." olarak bakabilmesine bulabildiği tek çözüm, o adamı hayatından derhal uzaklaştırmak oldu.


Biraz hüzün, biraz rahatlama hissetti. Sonra hatırladı. Adamın onu ne kadar hastayken bırakıp dışarı çıktığı ve tek başına ağlayarak geçirdiği geceyi, adamın sabaha karşı eve geldiğinde "Gelmeyecektim, karşıda kalacaktım. Ama geldim." açıklaması ile geldiği için harika bir şey yaptığını sandığını. Bu adam, üç parça çamaşır için mi sevgilisini kırmayacaktı?

Eline telefonunu aldı. "Çamaşır makinem bozuldu. Tatile çıkacağım, çok mutsuzum giyecek hiç kıyafetim yok." yazdı. Başka bir adama... "Aa, buna mı sıkıyorsun canını. Dur arıyorum, buluruz bir çözüm." diye cevap geldi.

İstediği aslında çözüm değil, teyitti. Artık emin olmuştu, bir erkeğin yapması imkansız şeyler beklemiyordu, fakat yanlış adamdan yanlış şeyi bekliyordu. İçindeki hüzün yok oldu, rahatlama büyüdü.

Telefonunu kapattı, kendisini yumuşacık yatağında uykuya teslim etti.

---

Aradan günler geçmişti, adam ile barışmış, kavga etmiş, hiçbir şeyi tamir edememişlerdi. Çünkü kadının aklında her şey artık netti. Bir ilişkide her şeyi çözebilecek olan tek şeyi kaybetmişti: İnanmayı... Ve bitmişti.

Kızlarla Nişantaşı'nda oturmuş laflarlarken, hepsinin farklı adamlara ilişkin aynı şeyden şikayetçi olduklarını fark ettiler. Adamlar, yeterince güçlü değildi, yeterince kadınların arkasında değildi, hiçbir şeyin ucundan tutmuyorlardı.

Neden erkekler kurtarıcı, koruyucu, çözüm bulucu olmaktan vazgeçmişlerdi? Neden problem sadece bir veya iki tane adamda değil, çoğundaydı?

Biliyorlardı ki, her şey bu "özgür, ayaklarının üstünde duran kadın" tripleri yüzündendi. Evet bu imajı seviyorlardı, topuklularını giyip işe gitmeyi, para kazanmayı da sevmişlerdi; ama sevdikleri sadece bu görüntü ve fikirdi. Aslında ayaklarının üstünde duran kadın filan olmayı istemiyorladı; onlar çocukluklarında evcilik oynadıkları gibi, "özgür, ayaklarının üstünde duran" kadını oynamak istiyorlardı. Sıkıldıklarında, yorulduklarında da bu oyunu bırakıp,  gücünü hissettikleri bir erkeğe yaslanmaya ihtiyaçları vardı.

Gece biterken kadehlerini tokuşturup güldüler. "Tamam olmadı, hata yaptık. Bu eşitlik, özgürlük böyle olmuyor. Hadi mağara adamlarına dönelim. Her şeye yeniden başlayalım!"

Dip Not: Özlemiştiniz bu yazıları biliyorum; ama bir ilişki içindeyken böyle yazılar yazamıyorum. Adama ne kadar aşık olduğumdan bahsetsem götleri kalkıyor, ilişkiyi eleştirsem surat asıyorlar. Başıma iş açmış oluyorum. Ama malzeme çok, yeniden merhaba!

9 yorum:

thalassa dedi ki...

Yanlis adamlardan sonra dogru adam geldiginde ve hersey olmasi gerektigi gibi olunca "iste bu" diyeceksin ama o zamana kadar iktidarsiz erkeklerin ellerinde oyalanip duruyoruz

ebygale dedi ki...

Maalesef toplumsal cinsiyet rollerini körü körüne benimsemelerinin sonuçları adamların bu davranışları, annelerinin yetiştirmedeki "erkekler onu, bunu, şunu yapmaz" gibi şekillendirmeleri de cabası.. İstisnalar tabi ki var ama onlara ulaşana kadar zaman da hayat da akıp gidiyor...

Bana Sıkça Yaz dedi ki...

Bence bir ilişki karşımızdaki kişiden umudumuzu kestiğimizde bitiyor. Yoksa o sorunlar ilk günden beri var. Biliyoruz ama hep değişeceğini ümit ediyoruz. Ne zaman umut bitiyor, ilişki de bitiyor.

Bir de bizim nesilde, kadınlar daha güçlü, erkekler daha güçsüz hale geldiler. Kadınlar anne ve babaları tarafından kendi ayaklarının üzerinde durmalısın'la yetiştirilirken, erkekler aman evladım üzülmesin, yorulmasın tadında pışpışlandılar hep.

S dedi ki...

Sezenim,

Aslında yorum yazacaktım, sonra sana upuzun bir mail yazmaya karar verdim ^^

pazariseverim dedi ki...

temel bir yerde ayrılıyoruz o da, kendı ayakları ustunde durmayı görüntüde sevmek. anlatmak ıstediğinin bu kadar keskın olmadığını düşünüyorum, o yüzden o kısmı geçiyoruum :) onun dışında aman zaten ben o cocukla senı bır türlü olduramamıştım. anlattıgın nedenlerde bence oldukça gecerlı ayrılmak için. :) iyi etmişin :)
mümkünse artık 35 yaş üstü daha olmuş bi adam beklıyorum senden.
ps: gelen de elbette diğerleri gibi olacak. en azından türk erkeği zaten temelde hep aynı. ayı.

Gokkusagi Dosyasi dedi ki...

Herrrr şeyin hayırlısı. Ve her şey gönlünce olsun. Güzel bir yaz ve bolca keyif, kafa toplama ve kahkaha dilerim. :))
Eylül.

Adsız dedi ki...

şaka gibi :( benim eski erkek arkadaşım iş için havaalanına gideceğim gece geç saatte bana geldiğinde çamaşır makinesi bozulmuş banyo berbat bi hale gelmişti. dert etme ver anahtarı git dedi
geri döndüğümde makineyi yapmış ve aynı zaman da yemek ve şarap eklemişti yanına....
ben de böyle bir değer kaybettim peeeh

denemebiirkiii dedi ki...

Amaan boşver! Sana adam mı yok? ;)

Adsız dedi ki...

erkeği şekillendiren, adam eden, önce annesi, sonra sevgilisi, karısıdır. kadın özgür, güçlü rolünü erkeğin yanında bırakmalı, ona ihtiyacı olduğunu, onun desteği ile mutlu olduğunu her daim hissettirmeli ki adam da biraz taşın altına elini soksun, çabalasın. sonuç olarak adamları işte o güçlü (!) kadınlar o hale sokuyor, bilesiniz.

Pinterest'im

Instagram'ım