10 Şubat 2015

Midenizi ve gözünüzü şenlendirecek iki Ege Köyü: Bademler Köyü ve Özbek Köyü

Haftasonlarında İzmir'e gitmek için  soluğu hava limanında almak tipik bir yaz etkinliği olsa da, aslında o bölge kış aylarında da oldukça keyifli. 

Özellikle sağlıklı beslenmek, doğa ile iç içe zaman geçirmek ve huzur bulmak isteyenler için Ege köyleri harika birer istikamet. Birbirlerine yakın olmaları da büyük bir avantaj. Altınızda bir araba varsa, İstanbul'da olağan bir gününüzde trafikte geçirdiğiniz zamandan çok daha kısa süre içinde bir köyden diğerine gidebilirsiniz. Trafiğin ortasında takılıp kalmak yerine, etrafı yemyeşil yollardan geçeceğinizi sanırım söylememe bile gerek yok.

O yüzden: Gel gidelim güneylere yenilenip dinlenmeye.

Bu bölgedeki iki köyü şiddetle tavsiye edebilirim. 

Bunlardan ilki Bademler Köyü. Bu köye girdiğiniz anda ilk dikkatinizi çekecek olan şey temizliği. Evler ve bahçe duvarları o kadar beyaz ki, sanki her sabah uyanıp bir kat beyaz boya sürüyorlarmış gibi görünüyor.

Meydanına geldiğinizde, Kültür ve Sanat Derneği, köy tiyatrosunun tabelası, Atatürk heykeli, çocuk oyuncakları müzesi ve kağıt-teneke-plastik olarak ayrılmış çöğ kutusu karşılıyor sizi. Bu köyün, Türkiye'nin pek çok şehrinden daha medeni olduğunun göstergesi gibiler. 




Kahvelerde kadınlar ile erkekler bir arada oturuyor, Türkiye'nin her yerine karanfil, şebboy, kasımpatı ve frezya çiçekleri bu köyden yollandığı için her köşede harika çiçekler duruyor. Bademler Köyü'nden daha önce şurada ve şurada bahsetmiştim. 


Pazar günleri bu civardaysak bizim için vazgeçilmezlerden biri de Bademler Köyü'nde kurulan pazar. Çok büyük bir pazar değil; ama - o mevsimde yetişmesi şartıyla - ne ararsanız var. Hepsi taze, her şey doğal. İzmir'den de belediye otobüsü ile ulaşım mümkün olduğundan, pek çok İzmirli de sebze meyve alışverişini yapmak için buraya geliyor. 






Biz de pazar günleri buradan çeşitli sebzeler ve otlar almaya, alışverişimizin sonunda da pazarın içindeki gözlemecide oturup peynirli otlu ve patatesli kaşarlı gözleme yemeye bayılıyoruz.


Bir de her zamanki gibi ben insanların ve pazarın fotoğraflarını çekmeye doyamıyorum. "Bir de hangi gazetedensiniz?" sorusu var ki, sürpriz diyip geçmekten başka bir şey gelmiyor elimden.





Pazar alışverişi yapmak, evinize harika çiçekler almak ve zeytinyağı ile hazırlanmış leziz gözlemeler yemek, 'temiz köy nasıl olur'u deneyimlemek isterseniz istikametiniz Bademler Köyü olsun.


Urla'ya bağlı Özbek Köyü'ne ben bu haftasonu ilk defa gittim. Bu köyün meydanında da küçük bir pazar kuruluyor; ama Bademler Köyü'nün pazarının yanında biraz sönük kalıyor. Hatta pazardaki teyzeler bile, "Bademler'in pazarı harika, oradan sonra burada bir şey bulamazsınız." diye teyit etti bizi. 

Burada asıl harika olan, hemen köy meydanındaki kahve. Oturan herkes inanılmaz karakteristik yüz hatlarına ve kıyafetlere sahip. 



Ayrıca, buradaki Türk kahvesi leziz. Çay bardağında servis edilen Türk Kahvesine ise "suari" deniliyor. O meydanda oturup geleni geçeni seyrederken, kahve yudumlamak gerçekten çok keyifli. 



Kahvenin keyfini sürdükten sonra, istikametiniz deniz kıyısı olsun. Buradaki deniz, çok yüzülebilir bir deniz gibi görünmüyor, bölgede çok daha güzel denizler bulabilirsiniz yüzmek için. Ama sahilde yürümek için manzarası harika.

Karnınız tok bile olsa, boş masa bulabilirseniz, mutlaka Akın'ın Yeri Balık Restorant'a uğrayın. Denize karşı,  masalarında tiril tiril beyaz örtüler olan kocaman bir balık restoranı burası.





Biz meze olarak karışık ot tabağı, Girit Ezmesi ve yer elmalı yoğurt söyledik. Hepsi taze ve lezzetliydi. 

Şişte ayıklanmış balık fikrini de çok sevdim, kılçıkla ve ayıklamakla uğraşmadan ve çatal bıçak kullanmadan balık yemek harika oluyormuş. 

Bir de ızgara ahtapot, lokum gibiydi. Ahtapot ile ilgili en büyük problem ya yanmış, ya çiğ gelmesi, bir türlü pişme kıvamının tutturulamamasıdır ya, bu gerçekten tam olması gerektiği gibi olmuştu.




Kocaman bir restoran olduğu için, daha butik yerleri seven babam ilk önce burun kıvırmıştı buraya. Onu da karışık güveç tavladı. Ahtapot, kalamar, şevketibostan, renkli biber ve kremadan oluşan bu güveç masaya fokur fokur geliyor. Son zamanlarda yediğim en farklı ve leziz şeylerden biri oldu.


Yemeğimizin üzerine de ikram olarak çok şık bir meyve tabağı ile, özenle hazırlanmış bir Türk Kahvesi geldi. Hesabı istediğimizde babam bir fiyat aralığı söylemiş ve "hesap bu aralıkta gelirse tam puanımı vereceğim bu mekana" demişti. Gerçekten de o aralıkta bir hesap önümüze konuldu.



Köy meydanında Türk Kahvesi içmek ve sahilde leziz mezeler yemek için Özbek Köyü'nü aklınızın bir kenarına yazın.

Artık bir ayağım Ege'de olduğundan, bu bölgeden pek çok keşif daha gelecek. Şimdi Ege'den İstanbul'a geri dönme şokunu atlatmak için müsadenizi istiyorum : ))

Dip Not: Urla'da kurulan antika pazarının hangi gün kurulduğunu bilen biri varsa lütfen beni aydınlatsın. Malum, anne kız biz pazarların hastasıyız. : )

Keşifle kalın!

4 yorum:

parıldayan çiçek dedi ki...

Gözüm gönlüm açıldı. Bir başkadır memleketimizin her yeri.

Adsız dedi ki...

Her ayın son pazarı olması lazım, ama asıl sanat sokağı diye geçen o pazarcık biraz kermes gibi. sarmalar, danteller vs. beklentini yüksek tutmadığın sürece gidilebilir : )

bademler köyü en iyisidir ama. her zaman.

dedim bitti dedi ki...

Pazar hakkinda bilgim yok fakat Urla çevresinde küçük bağlar ve içinde kurulmuş butik şarap üretim yerleri var.benim gittiğimin adı urlice idi.aldığım şaraplar da çok lezzetli çıktı.mahzenleri gezip bağların arasında dolaşmak çok keyifli.madem artık bir ayağın İzmir'de ve keşfetmeyi seviyorsun, mutlaka dene derim :)

Ferit Tekin dedi ki...

Antkia Pazarı Urla Merkezde bulunan Sanat Sokağı'nda Pazar günleri kuruluyor. Oraya gelmişken İrmik Hanım'dan bir şeyler yemeden sakın dönmeyin çok pişman olursunuz:)

Pinterest'im

Instagram'ım